SAVAŞ – KADIN

 

LOGO

 

Zekî PIRSÛS

Savaş-barış, ölüm-yaşam… Bu kavramlar birbirini tamamlayan kavramlar açısından önemlidir. Tıpkı yokluk-varlık ikilemi gibi. Evren varlığını bu ikilem üzerinden var etti. Madde kendini bu savaşta güçlü kılarak anti madde karşısında elde ettiği zaferle kendini oluşturdu. Anti madde, madde içinde enerji formu olarak varlığını sürdürmektedir ve bu savaş devam etmektedir. Bu ikilem aynı şeylerin farklı yüzleridir, hem enerji hem de maddedir. Yaşam ve savaş formu gibi. Bu çatışma, çelişkiler çatışmasıdır. Ne zaman ki birbirlerini yok ederlerse varlık-yokluk ve yaşam yok olur. Bunlar birbirini besleyen unsurlardır. Tıpkı bir yandan mumdaki parafin yanarak kendini dumana dönüştürürken diğer yandan alevi güçlendirerek etrafa ısı ve ışık saçtırdığı gibi.

Yaşam, yaşamın her alanında kendini var etme mücadelesi ile anlam kazanır. Yaşamı sürdüren üretkenliktir. Üretkenlik kendisini ve toplumun varlığını sürdürmektir, mücadeledir, özgürlüktür, savaştır, dişildir.

İnsan toplumunda da dişil olan kadın da yaşamın kendisi olduğu bir gerçekliktir. Bu gerçeklik içersinde kadın mücadelecidir, savaşçıdır ve aynı zamanda yaşamdır (jin dir).

Toplumların gelişiminde kadın başat rol oynamıştır. Bu, ana tanrıça figürleri ile taçlandırılmıştır. Ne zaman ki eril egemen oldu, toplumlar gelişiminde düzensizlikler, sömürüler var oldu. Yaşam silikleşmeye başladı. Toplumu yaşatan kadın silikleştikçe toplumda varlık tehlikesi ile karşı karşıya kalır oldu. Eril olan Devletçi toplumla yaşadığımız, bir yandan sömürüye karşı duruş, diğer yandan sömürüyü yaşatmak isteyen egemen eril çatışmasıdır. Temelinde bu yatmaktadır. Bu anlamda köleleştirilen kadın kendi varlığına ve kimliğine dönme mücadele savaşını sürdürdükçe ve özgürlüğe ulaştıkça, sömürü ve düzensizliklerin olmadığı ve toplum özgürlüğü yani öze dönüş söz konusu olacaktır.

Savaş ve Kadın bir ikilem oluşturmaktadır. Birinin varlığı, diğerinin varlığıdır. Güzel ve sevilen toplum savaşan ve özgürleşen kadınla yaşam bulur.

Bunu bilen devletçi toplum kadını önce evine kapattı, yetmedi orta çağda cadı avları adıyla kadın soy kırımına gitti, bu da yetmedi günümüzde namus cinayetleri ve cinsel saldırılarla kadın soy kırımlarını devam ettirerek eril egemenliğini sürdürmektedir. Tarih boyunca yapılan savaşlarda öncelikle kadın ve çocuklar kılıçlardan geçirilerek yok edilmek istenmiştir. Sömürgeci güç, işgal edilen toplumlar, kadın ve çocukların yok olmasıyla varlığını sürdüremez olduğunu bilmektedir. Bu yok edişin sebebi bundandır.

Günümüzde de bilimsel yöntem anlayışın öncülüğünü ettiği Descardes’in Newton’cu Kartezyen anlayışlarıyla nesnelleştirilen kadın bir makineye dönüştürüldü. Makine üzerindeki tasarruf hakkı, ona sahip olana ait olduğu gibi kadın üzerindeki tasarruf hakkını eril anlayışa ait etti. Bu anlayışla köleleşen kadın tarihinde en üst seviyede sömürüye tabii olduğu dönemi yaşamaktadır.

Dünyada gelişen çıkmazlara ve çatışmalara bakıldığında Kapitalist modernite son anlarını yaşamakta olup bir kaos dönemindedir. Bu kaos dönemleri, bir oluşum anının birde özgürlük anının dönüm noktalarıdır. Bu dönüm noktasında kadının özgürlük savaşı daha da önem kazanmaktadır. İyi bir kadın örgütlülüğü ile kadının özgürlük zaferi kaçınılmaz olacaktır.

Kadının kimlik savaşı, toplumun varlık savaşıdır.