ÖZLEM; “AMACA BORCU” TELAFI ETME ÇABASIDIR

LOGO

 

ZEKÎ PIRSÛS

Kalbimize yerleşmiş bir kronik kavuşma arzusu, gündelik hayatla bağ kurmamıza izin vermeyecek denli boğucudur bazen. Uzaktaki biri, artık bu dünyada olmayan biri ve hatta sıla özlemi; zihnimizde anıları çoğaltmaya koyulmuştur. Uzaktaki anılar, unutulmaya bırakıldığında paslanmıştır. Özlüyoruzdur. Ama neden? Yanlış yapmak için yeterli zamanımız mı olmamıştı? Oysa her şeyi tarif etmek için yeterli zaman vardı. Soruyu nasıl yanıtlarsak yanıtlayalım; ne kuşatabiliriz içimizdeki isyanı, ne de, duyguyu tartabilecek bir terazi vardır. Özlediğimiz “şey”i içeride mi tutmak istiyoruz yoksa dışarıdan bulmak ve içimize hapsetmek peşinde miyiz? Eğer bu sorulara cevap evet ise kayıtsızlığa – kararsızlığa dönüşür ve öylece süzülür boşluğa her şey.

Özlemeyi anlama ve anlamlandırma çabasına sanırım herkes, kendi hayat pratiğinden, hayatın kendi penceresinden bakarak bu işe girişecektir. Bu nedenle onu tanımlama çabamız çoklu yanıtlarla daha da zor hale gelir. Birini özlediğimizde hissettiğimiz derin bir bağlılığın gücünün kaynağı nasıl bu kadar sıcak kalabiliyor ya da, bu duygunun oluşması ve derinleşmesinin altında ne yatıyor?

Özlem, bir ön kabul olarak içinde sevgi – aşk barındırıyorsa, bu aynı zamanda bir borcu ödeme çabası da taşıyordur. Söz konusu amaç borcu ise, bize varlık sorunu olarak bırakılmış ve hiçbir maddi bir değere terk edilemeyecek bir borç değil midir?

Birilerini özlemek, mutlu olduğumuz dediğimiz günleri özlemek, doğduğumuz evi özlemek… Bütün bunlar geçmişe ve dâhil olduğuna göre ancak oradan hareketle var olabilirler. Bugün boğulduğumuz, işgal altında olduğumuz, tıkandığımız için bir iz süreriz ve geçmişe yaslanmak zorundayız. Peki ya gelecek? Gelecek; Bu günün yaraları ile yarının özgür yaşamını hayal ederek ayakta kalma çabası da bir özlem değil midir? Yani, gelecek bir bakıma geçmişte değil midir?

Yolcu, yola çıktığı yeri işaretlemeden, hedefini belirlemeden, gideceği yerin yol haritasını veremeyeceği gibi, gelecek de geçmişe yönelik özgür yaşam borcunu ve onun kaynağını belirtmezse, amacına ulaşabilir mi? O halde, borcunu ödemekle yükümlü olduğu amacına ve ona duyulan sevgisini – aşkını, onu hayal etme ve yaratma fikrini nasıl canlı tutacak?

İnsan, var oluşunu, sonlu oluşunun yarattığı acıların çemberinde sorgular ve hayatın içindeki her şeyle bağ kurma peşindedir. Buradan bakıldığında, gelecek tartışmasız biçimde insan için en temel rüya alanıdır. Önderliğin “kendisiyle karşılaşmak – yüzleşmek” diye tarif ettiği yer, insanın gelecekte karşılaştığı geçmiş; aynı zamanda bugünden kurulan geçmiştir. Çünkü geleceği bugün, bugünü ise geçmişte kuruyoruzdur. Ama hepsinden önemlisi, şizofren (kendi iç dünyasına kapanma) olmamızı engelleyen tüm olgular, borcumuzu ödeme duygusu değil midir? Gelecek, aslında özlediğimiz yer, borç ödenerek insanın kendisiyle buluştuğu yerdir. Amaç borcu, geleceğimize ödemekle yükümlü olduğumuz borçtur. Hayaller üretmek, onların peşinde olmak ve onlara karşı sorumlu olmaktır.

Borç olgusunun bizde yarattığı, yaratabildiği enerji sorumluluğuna varıyoruz. O borcun ödenme biçimlerinin, zamanın ruhuna sıkı sıkıya bağlı olduğunu söyleyebiliriz sanırım. Geleceğe ulaşmak, onunla kurulacak toplumsallığın bileşenleri olan Demokratik ve Özgür yaşam düşünüldüğünde, zihinsel ya da pratik düzlemde gelecek hayalini geçmişten kuran bir düşünce ya da bir insan; onu özlemekle olabilir. Sonsuzluğu hiçbir şeye iz bırakmadan sürdürmek, tarif edilecek, özlenecek bir durum yaratmamak, insanın kendisiyle hiç karşılaşamaması – yüzleşmemesiyle olur. Zira gelecek; kendisine özlem duyulmasıyla sonsuzluktan sıyrılıp yüzümüzü çevirebileceğimiz somut değerlerle anlam kazanır. Özgür yaşam inşasına olan borcumuzu tamamlayamadığımız içindir ki; M. Hayri yoldaş “Mezar taşıma ben bu halka borçluyum diye yazın” demiştir. Bu amaç borçluluğunu unutanlar ise kendisi ile karşılaşmamış olanlardır. Artık onun için, özgür yaşam özlemi olan umutlarından, kimlik arayışından, toplusallığından kopuştur – kaçıştır. Bu aslında kendi gerçeğinin, kendisi ile yüzleşmenin korkularıdır.