İYİ HEKİMLİK NEDİR?!!!

00000000

ZEKÎ PIRSÛS

Sağlık muhalefeti kendine zemin olarak neyi seçmeli? Türkiye’de Hekim örgütü olan TTB’de en yaygın kabul gören iyi hekimlik söylemi, her ne kadar sağlık kolektif bir ekip hizmeti olarak benimsense de, hekim merkezli dilin hegemonyasından kurtulamıyor. İyi hekimlik söylemi, çok değişik bileşenleri ile ifade ediliyor: İyi klinik uygulamalar, etik eylem ya da tutum, koruyucu hizmetleri temel alan yaklaşım, biyopsikososyal bütünlük, sağlığın sosyal belirleyicileri vb. şeklinde sıralanabilir. Her ne kadar sağlığı sosyal-sınıfsal-kültürel gerçeği ile ifade eden açılımlarda iyi hekimlik söylemine yer veriliyorsa da, anlam dünyasında tıbbi bakım hizmetlerinden (hatta tedavi edici hizmetlerden) ve hekimi merkeze alan sınırlılıktan kurtulmak pek de mümkün görünmüyor…

Bir hekimin iyi klinik uygulamalar ve etik değerler üzerinden sağlık muhalefetinin örülmesi, sağlık algılardaki çarpıklıktan kaynaklanmaktadır. Temelinde ise sağlık ile sağlık hizmetleri (hatta tıbbi bakım) ayrımında yatmaktadır. Bunun yanında sağlık hizmet üretiminde yer alan emekçilerinin sağlık hizmetleri rolünün abartmasına yol açıyor.

Sağlığın tanımında “sosyal iyilik hali” ’nin Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ -WHO) tarafından benimsenmesi ile dilimizde “sosyal” ’i sıkça kullanıyor olsak da, güncel pratikte biyo-psişik (duygusal) söylemler hala daha baskındır. Kaldı ki; DSÖ (WHO) tanımda sosyal iyilik haline yer verse de, bunu kişinin sosyal rollerini yerine getirmesi olarak ele aldığının altı da mutlaka çizilmelidir. Sadece kelime oyunu olarak bakılmaması gereken bir kullanım olduğunu bilmeliyiz.

19. yy ile birlikte toplumsal mücadelelerin gücü ve sağlığın sosyal gerçekliği, daha yaygın olarak ele alınır hale geldi. Bu ele alış en muhafazakârından, en liberaline, en milliyetçisine birçok bilim insanında dikkati çekiyordu. Resmi halk sağlığının önemli isimlerinden olan liberal Chadwick ve Simon da, yoksulluk ve işsizlik ile sağlık arasında ilişkiye yer veriyordu. Sosyal hekimliğin (tıbbın) kurucusu olarak gösterilen Virchow, sosyal-kültürel gerçeklik ile sağlığın ilişkisini çok daha açık bir şekilde ortaya koyuyordu. Sağlık için yeterli personel, eğitim ücretlerin artırılması, laiklik vb. birçok sosyal-siyasal talebi sıralıyordu. Bununla birlikte çözüm ve muhatap olarak mevcut kapitalist devleti de görmekten bir türlü kurtulamıyorlardı.

Sağlık tartışmasında iz bırakan ve toplumsal gerçekliği daha görünür kılan ve bir sağlıkçı olmayan, siyasal ve sosyal bilimci olan F. Engels olmuştur. F. Engels, İngiltere’de “Emekçi Sınıfın Durumu” kitabında (çok sayıda halk sağlığı raporundan da yararlanmıştır) yer verilen yoksulluk, işsizlik, kötü çalışma koşulları, çarpık kentleşme vb. sorunları olduğu gibi bırakmamış, bunları koşullayan temel nedenlere odaklanmıştır. Temel nedenin toplumsal düzen olduğu, kapitalizme ilişkin bu sorunların yaşandığını ortaya koymuştur. Daha sonraları, DSÖ’ ünün sosyal gerçekliği ile sağlığı ele alması; daha önceleri bilinen, kullanılan, kabul edilen ve benimsenen yaklaşımlar, unutulmuştur, daha doğrusu unutturulmuştur ya da görünmez kılınmıştır. Modern toplumlar için nüfusa ve bölgeye dayalı, ücretsiz, koruyucu sağlık hizmetlerini inşa eden Sovyetler Birliği sağlık sisteminin kurucusu olan Semeshko’ya da unutturmuştur. Bu unutturma daha sonra da devam etmiş, Che Guevara ve Allende gibi halk sağlığı yaklaşımına büyük katkıları olan hekimlere de unutturulmuştur. Benzer unutturma hali hemşirelik tarihinde de karşımıza çıkar: Kadına melek hemşire (hasta bakım hizmeti veren) rolü veren Florence Nightengale göklere çıkartılır, Lavinia Llyon Dock’a ya yer bile verilmez.

Unutturulmalar rastlantısal değildir. Sağlık sorunlarının tıbbileştirilmesi ve sağlık kurumlarının içine gömülmesi ve tıbbi hizmetlerin çözümün temel adresi olma hali bir siyasal süreçtir ve bilinçli bir liberal Ulus-Devlet anlayışının tercihidir. Alanlara yönelik evrensel çevre çözümleri için bakteriyoloji de halk sağlığı için bir umut oldu. Bu umutla sağlıkçıların düşünce mantığı da çevreyi (kirli hava, gecekondu yıkmak, mahallelerin altyapısını iyileştirmek) kökten değiştirmek ve yeniden biçimlendirmek oldu. Çözüm için sadece birkaç enfekte kişinin eylemlerinin kontrolüne odaklanmak bu anlayış için yeterliydi. Toplumsal olan yerine, bireysel yaklaşım öne çıkıyordu. Bu yaklaşım sağlıkçıları, halk sağlığının diğer bileşenlerinden de kopardı. Sosyal ve siyasal bilimlerin, toplumsal mücadele eden aktörlerin, halk sağlığına olan olumlu etkisi hızla kayboldu. Halk sağlığı, hastanelere, laboratuarlara yeniden daraltılmış oldu. Tıp bilimindeki teknolojik gelişmelerle bu daralma hali daha da güçlendi. Gelişmiş sağlık hizmetleri; iyi klinik uygulamalar, iyi yetişmiş sağlık emek gücü ile sağlık sorunlarının üstesinden gelineceği düşüncesinin gelişmesine yol açtı. Zamanla bilim ve tıp, halk sağlığı çalışanlarının, halk sağlığı reformcularının geleneksel odağı olan, ırk ayrımı, yoksulluk, eşitsizlik ve yoksul konut gibi sosyal faktörleri görmezden gelmelerine yol açtı. Artık sağlık sorunlarının nedenlerinde, sınıf, kimlik analizlerine yer verilmez oldu. Dünya genelinde solun egemen olduğu yıllarda ve bölgelerde bu perspektif öne çıktı ve benimsendi. Sağlık sorunları dört bireysel hataya bağlandı. (sigara, hareketsizlik, sağlıksız beslenme… v.b.). Sorun da, çözüm de tıbbileştirildi.

Tüm bunlara karşın kapitalizmin yarattığı sağlıksızlıkların üstü örtülse de, sağlık tartışmasında sosyal ve siyasal yönün öne çıkması engellenemez. Bu durumda da sosyallik, temel nedeni görmezden gelen çarpıtmaları içeren kavramlarla karşımıza: Tıpkı ‘Sağlığın Sosyal Belirleyicileri’ gibi… İş, eğitim, sosyal güvence, gelir, barınma, beslenme, çevre vb. olarak Kapitalist modernitenin sömürü ve tahakkümü yok sayılarak, bu faktörler sıralanır. Çözümün muhatabı da sorunun yaratıcıları olarak görülür. Sosyal diyalog, sosyal sorumluluk projelerinde de çözüm aranır. Aslında belirleyicilerin çoğu neden değil, sonuç olduğu unutturulmuştur.

Bu anlayış, gribin, kızamığın, virüsün mutasyonuna, çözümünü de aşıya bağlar. Mülksüzleştirerek proleterleştirdiği derin sömürüye tabii kıldığı köylüleri, on binlercesini bir arada yaşamaya mahkûm ettiği, tek tip gıda ile beslenen, doğaya insan, kadına da eril merkezli tahakkümü görmezden gelir. Tıpkı Sur’daki yıkımı ishal üzerinden tartıştığı gibi, temiz su ve gıda sağlandığında Sur’un sağlığına kavuşacağı düşünüldüğü gibi… Sur’da dayatılan vahşetin siyasal, tarihsel, kültürel, ekolojik yıkımla sağlıklı olma halinin ortadan kalkmasına görünmezden gelinir. Fiziksel sağlık ve akut durumdaki psikolojik sorunlar merkeze yerleştirilir. Bireyin ve toplumun kendi kültürü ile özgür yaşama haline olan müdahalenin yarattığı derin sağlıksızlık unutturulmaya çalışılır veya es geçilir.

Toplumsal sağlık ve hatta onu da aşan ekolojik sağlık perspektifini önüne koyan sağlıkçılar, sömürü ve tahakküm ilişkilerinin her türlüsünün yarattığı sağlıksızlığa karşı çıkmalıdır. Toplumsal barış tartışmaları, toplumsal adalet ve hakikat arama mücadeleleri, işçi cinayetlerine karşı mücadele, termik santrallere karşı direniş, çocuk gelinlere karşı mücadele, Cudi’deki orman yangınlarına karşı direnişler, Roboski’deki katliamın ortaya çıkarılması vb. sayısız mücadele, bu perspektife örneklerdir. Sağlıkçılar Nuriye ve Semih’in açlık grevleri için nitelikli ve en uygun sağlık hizmeti koşullarını sağlaması ve onların kararlarına saygı duyarak sağlık hizmeti üretmeleri “iyi hekimlik” söylemidir. Ancak bununla sınırlı kalınmadan, onları medeni ölüme terk eden hukuksuz ve adaletsiz KHK’leri ve OHAL’i kaldırmaya yönelik mücadeleye de destek verilmesi, Kapitalist Moderniteye karşı mücadelenin bir bileşeni olunması ve Demokratik ve Özgür yaşam inşa mücadelesi toplumsal sağlık mücadelesidir. Bir halkın inkâr, burayı işgal ederim, şurayı ezerim gibi imha ve asimilasyon politikalarına karşı, kendi kaderini tayin etme, kendi kültüründe yaşama, ana dilini kullanma talepleri de toplumsal sağlık mücadelesidir. Sömürü ve tahakküm ile bağımlılık yaratan ilişkileri ortadan kaldıran ve özgürlüğe doğru atılan her adımın, toplumsal sağlıkla ilişkili olduğu tespiti ile Önderliğin dediği gibi ‘’sağlıklı olma hali, özgür olma halidir “ şiarı ile sağlık perspektifli bir zemin yaratılmalıdır.