EMEK VE SAĞLIK

23589

ZEKÎ PÎRSÛS

Devletli uygarlık döneminde egemenlerce gasp edilen, zor ile el konulmuş olan emek gücü ve ürünlerinin topluma geri kazandırılma mücadelesi, “Doğal Sağlığın” amaçlarındandır. Kapitalist modernitenin başat çelişkilerinden biri olan emek-sermaye çelişkisinin sağlık tartışmalarında nasıl ve ne şekilde yer alabileceği ve ‘Doğal sağlık’ anlayışının emek olgusuna, emek üretim süreçlerine, emek mücadelelerine dair yaklaşımını geliştirmek de hedefler arasındadır.

Emek ve üretim süreci insanın yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamasının, kendiliğini gerçekleştirmesinin ve toplumsallaşmasının aracı olarak varoluşunun ayrılmaz bir parçasıdır. Bu ayrılmazlık emek olgusuna; bireylerin üretim süreçlerine nasıl katılıyor olduğuna bağlı olarak yaşam koşullarını, toplumla ilişkisini belirleyen; toplumların da nasıl yaşıyor olduklarını belirleyen temel bir unsur olma özelliğini kazandırmaktadır. Zira iktidar ve sermaye tekeli olan devletlerin boyunduruğundan kurtulmuş olan emek, sermaye birikimine değil, toplumun ihtiyaçlarının karşılanmasına harcanarak ürün ve zaman zenginliği içinde yaşanmasını sağlayabilecektir.

Bu hali ile emek ve üretim politikalarında belirleyici olanın devletli uygarlık güçlerinin mi demokratik uygarlık güçlerinin mi olduğu oldukça önem kazanan bir durumdur. Emek olgusu ve üretim süreçlerine katılma biçiminin taşıdığı bu ehemmiyeti yadsımamak kadar mutlaklaştırmamak da aynı derecede önemi haizdir. Karl Marx’ın “Gotha Programının Eleştirisi’nde” dile getirdiği ’emek en yüce değer değildir.’ ifadesi dikkate değerdir. Marx bu ifadeyi Alman Sosyal Demokrat İşçi Partisi programındaki “emek bütün zenginliğin ve bütün kültürün kaynağıdır” şeklindeki giriş cümlesine atıfla kaleme almıştır. İtirazını, emek bütün zenginliğin kaynağı değildir, doğa da emek kadar zenginlik kaynağıdır. Emeğin kendisi de, doğal gücün, insanın emek-gücünün ifadesinden başka bir şey değildir, şeklinde sürdürür. Son olarak insan emeğine ve insanın üretim gücüne aşırı değer veren bu tür yorumları ve insanın doğanın sahibi olarak gören tutumların sermaye formülasyonu olduğunu; insan emeğinin bu türden yüceltilmesini, satacak kol ve zihin gücünden başka bir şeyi olmayan insanların sermaye tarafından satın alınan emek gücünün kölesi haline getiren bir toplumsal durum yarattığını ekler.

Emek ile yaşam arasındaki yukarıda bahsi geçen ilişki; emek ile sağlık, sağlıklı olma hali arasındaki bağı da tanımlamayı gerekli kılar. Bu bağ ile sağlık tanımlamamız; ”Soyut ve somut pek çok ürünün yaratıcısı olan insanın, toplumun üyeleriyle kolektif içinde ve her bir üyenin gereksinimini sonuçta eşitliği sağlayacak biçimde örgütlenerek üretebilmesi, biyolojik ve zihinsel bütünlüğün korunması ve toplumsal örgütlülük ve üretim süreciyle birlikte geliştirilmesidir.” Emek olgusunun sağlıklı olma hali ile birebir ilişkisini Önder Apo ‘Özgürlük Sosyolojisi’ nde şu ifadelerle yer vermiştir; ”Toplum sağlığı için tıp biliminden bin kat daha gerekli olan tarihsel-toplum ekonomisi üzerinde demokratik uygarlık sisteminin doğru yorumlanmasıdır, bu yorum gerçek bir devrim vaat etmektedir.”.

Her iki tanım da bizlere günümüz kapitalist üretim ilişkileri ile kurulu emek alanındaki değişikliklerle bireyin ve toplumun sağlık düzeyinin iyileşebileceğini söylemektedir. Zira günümüzdeki kapitalist iş ahlakı işsizliği, yoksulluğu, iş cinayetlerini yaygınlaştırarak çalışmayı da, çalışmamayı da sağlığa zararlı bir hale getirmiştir. Önder Apo’nun dediği gibi; Kapitalist modernite yarattığı yabancılaşma, tükenmişlik, yetersizlik, açlık, bağımlılık ile psiko-sosyal, fiziksel sağlığı tehdit eder haldedir. Tüm bunların üzerinde ise emeğini bu şartlarda satmaya mahkûm kılınan insan adeta köleliği yaşayarak yaşamına dair karar alma yetisinden de mahrum kalarak özgürlüğünü de yitirmiş vaziyettedir.

Toplumun bir parçası olarak kapitalist üretim ilişkilerine maruz kalan sağlık emekçisinin taşeronlaştırma, performans sistemi ile sağlık hizmetinin ‘metalaşma’ süreci emekçinin sağlıksızlığını körükledikçe toplumu da sağlıksızlaştırmaktadır. Bu anlamda kapitalist modernite içerisindeki metalaşma süreçlerinin en tehlikelilerinden biri olarak sağlık hizmetlerinin metalaşma süreçlerini Kapitalist Modernite iyi işlemektedir.

Üretim süreçlerine yönelik bir müdahalenin birey ve toplumun sağlığı açısından taşıdığı önem; sağlık emekçilerinin yürüteceği mücadelenin nasıl olacağını tartışmayı zorunlu kılar. Emek mücadelesinin hangi açıdan kendisini örgütlediği bu açıdan önem kazanmaktadır. Ağırlığı sistem dışı mücadeleye verebilmek emek üretim sürecini daha insani, toplumsal bir hale getirebilmeyi sağlayabilecektir. Bu noktada temel zorluk ise öne konulan sistem dışı perspektife sahip programların yüksek ücretler yoluyla satın alınmasında yaşanan zorluklardır. Bu zorlukların başında kapitalist anlayışla sınırlanmış ve yaşanmakta olanlara verilecek en anlamlı yanıt zihniyet değişikliğindeki devrimci ısrar olacaktır. Metalaştırılan emeğin, yüksek ücretlerle satın alınması, köleleşmeyi daha derinleştirmektedir. Bu durum, bağımlı kılınan sağlıksız ve köle bir toplum yaratmaktadır.

Önder Apo’nun ”Proleterleşmemek, işçileşmemek, işsizliği kabul etmemek daha anlamlı ve etik bir toplumsal mücadeledir.” cümlesinden hareket ile kapitalist modernite dayatmalarının mutlak olmadığını hatırlatacak bir mücadele sergileyebilmektir. Yine yukarıdaki cümlenin devamında: ”Daha da önemli olan, işçinin patrona karşı hak mücadelesi (problemli olduğunu belirttik) değil, proleterleşmeye karşı, işçi ve işsiz olmaya karşı mücadelesidir. Birer ezilen olarak köleyi, serfi ve işçiyi asla yüceltmemeliyiz. Yüceltilecek eylem ve ilişki, tersine köleleşmeme, serfleşmeme ve işçileşmeme biçiminde formüle edilmelidir. Efendileri tanıyıp ve tanımlayıp, daha sonra hizmetkârlarına mücadele önermek, tüm oportünizmlerin ortak eğilimidir. Tarih boyunca hak, emek mücadelesini boşa çıkaran bu zihniyetler olmuştur. Özcesi, bu ilk ‘bilim’ kavramlarıyla ne anlamlı bir sosyoloji yapmak, ne de başarılı bir toplumsal mücadele geliştirmek mümkündür! Bu hususları belirtirken emeği, değeri, kârı, sınıfı inkâr etmediğimizi, daha çok bilim inşasında kullanılma tarzlarını doğru bulmadığımızı belirtiyoruz. Yanlış bir sosyolojinin inşa edildiğini belirtmek istiyorum.” belirlemeleri üzerinden bir yöntem tartışması açılmalıdır.