HALIL DAĞ’IN BOTAN DAĞI GÜNLÜĞÜNDEN – 2

DELILA MEYASER’IN SÖZLERI

02 HALIL DAG

Halil DAĞ / BOTAN

‘Kuzey yollarında da sana şarkı söyleyeceğim…’ diyordu bardaktan boşanırcasına yağan ilkbahar yağmurları altında sırılsıklam olduğumuz ama yine de o son video klipleri çekmekten vazgeçmediğimiz günlerde. Çok sevdiğim ve gözüm gibi koruduğum kameramın ıslanıp bozulma riski olduğu halde, her şeyi göze alıp ‘bu sese değer…’ diyerek Delila’nın peşine düştüğüm Zap vadilerinde yaptığımız bu çalışmanın Kürt halkının yazılmamış tarihine kalacağını içten içe hissediyordum.

Sırtına davulunu alıp şarkı söylemek için Zap’ın en yüksek tepelerine tırmanan bu kızın, O’nun ruhundaki güzelliğin ve sesindeki içtenliğin aklımı çelmiş olduğunu söylesem kızmazsınız değil mi? Her ikimiz de kuzey yolculuğuna hazırlandığımız o günlerde Delila’yı klip çekimleri için alıkoymam komutanları tarafından eleştirilse de, yine de her defasında izin veriliyor olması bu sesin, bu güzelliğin, bu ruhun bütün herkes tarafından onaylandığına işaret ediyordu.

Ve Delila’yı şarkı söylemeye ikna etmek ise hiç de zor olmuyordu. Şarkı söylemeyi her şeyden çok seven bu kız birazcık olsun içtenliğinizi hissetsin yeter, açıverir gönlünün bütün kapılarını, yüreğinde demlediği bütün ezgileri döküverir akarsulara… Onunla çalışırken hiç zorlanmazsınız. O çoktan hazırlanmış sizi bekliyordur ve isteğinizden daha çoğunu, daha güzelini seve seve verir.

Yağmurların göz açtırmadığı baharın o ilk günlerinde O’nunla çekim yaptığımız her klip çalışmasının, başlarken tasarladığımdan daha güzel olmasının tek nedeni O’nun katılım biçimiydi. O her defasında tahmin ettiğimizin ötesine geçer, bir ölçü daha yukarı çıkar ve hepimizi hayretler içinde bırakırdı. Ben ise her çalışmaya başlarken ‘Delila bu defa ne ekleyecek acaba?’ diye düşünmeden edemezdim. Belki de bir tek bu nedenden dolayı O’nunla çalışırken büyük bir sevinç duyardım.

En sevdiğim yanı ise kendini sevmesiydi. Hepimiz O’nu beğenirdik ama sanırım O’da kendini beğenirdi. Bunu belli etmemek için elinden geleni yapardı ama içindeki bu çocukça duyguyu bir türlü gizleyemezdi. Bunun farkında oluşum ve imâlı sözlerim O’nu çok kızdırırdı. O’nun bu kızgın hallerini çok severdim ve kendini sevmeyen insanın başkalarını sevemeyeceğini de çok iyi bilirdim.

Bu düşüncemi O’na hiç bir zaman söylemedim ama kızdığı zamanlarda da kendimi sakınmasını bildim. Eli çok ağır ve yumrukları çok güçlüydü. Ve çekimini yaptığımız kliplerin yönetmeni bendim. Her ne kadar O şarkı söylemeye başladığında hepimizi peşinden sürüklese de, son söz benim olurdu. Bazı çekimleri tekrar ettirdiğim zamanlar oldukça sinirlenir ve O’na yönetmenin ben olduğumu hatırlattığımda ise hemen sıkılı yumruklarını gözlerinin hizasına kaldırır ‘heval Halil gardını al!’ derdi. Ben gözlüklerimi korumak için hazırlanırken, O atılır ‘zaten önce o gözlüklerini lens yapacağım’ derdi. Derdi de, yine de bütün söylediklerimi harfiyen yerine getirirdi. O bizim neşemizdi…

Zaman zaman kuzeye birlikte geçeceğimizi hayal ediyor ve yol boylarında çekeceğimiz klipleri tasarlıyor olsak da, ben bir daha karşılaşmayacağımızı hissediyor ve zamanı bir kez yakalamışken yapabileceğimin en iyisini yapmak ve bu Kürt kızının en güzel resmini çekmek için uğraşıyordum.

En büyük korkum ise, yıllar önce Kandil Dağ’ının bir kuytusunda karşılaştığım ve Delila’nın yakın arkadaşı olan Newal Beritan’ın çekimleri sonrasında yaşananları tekrardan yaşamaktı. Newal Beritan’ın, dinlendiği zaman dillerden düşmeyecek olan ‘be kes mam’ isimli Soranca söylediği şarkısını iki bin yılının ilk aylarında kaydetmiş, görsel yayın yapan kurumlarımıza göndermiş, ancak bundan dört yıl sonra televizyonlarda Newal dışında hepimiz seyredebilmiştik.

Çünkü Newal o yılın baharında Zap suyuna kapılıp yaşamını yitirmişti ve bana ise ‘sana bir daha şarkı söylemeyeceğim, çektiklerin kaybolup gidiyor’ diyen sitemli sözleri kalmıştı…

Delila ile çalışırken her defasında Newal’i konuşuyor ve yaptıklarımızın sonucunu kuzeye geçmeden önce görmesi için elimden geleni yapıyordum. En büyük isteğim Kürt halkının bu sesi, bu güzelliği, bu ruhu daha o aramızda iken tanımasıydı. Yine başaramadım…

Ondan önce yola koyulup kuzey topraklarına ayakbastım ve arkamdan gelenlere sorduğumda, kliplerimizin sadece bir kısmının yayına uygun görüldüğünü ve Delila’nın da ancak bu kadarını görebildiğini söylediler.

O’nun ulaşma hayallerini kurduğu Garzan topraklarına doğru yola koyulduğumuz Ağustos ayının son günlerinde radyolardan O’nunla çektiğimiz bütün kliplerin müzikleri yayınlanıyordu. Yürüdüğümüz bütün patikalarda yoldaşlarla birlikte O’nun sesini dinliyor ve ben dinlediğim bu şarkılar için çektiğim sahneleri bir bir gözlerimin önünde canlandırıyordum. Televizyon seyretme olanağı olan yoldaşlara sorduğumda ise koca bir halkın Delila’nın daha önce yayınlanmamış olan klipleri dahil bütün şarkılarını ard arda istediğini öğreniyor ama bir türlü sevinemiyordum…

02 HALIL DAG A.jpg

Çünkü Delila Meyaser Kürt halkının huzuruna bütün şarkılarıyla çıkmadan önce on yoldaşıyla birlikte Tanin dağlarında çatışmaya girmiş, son mermisine kadar direnmiş ve son mermisini kendisine sıkmıştı. Ve Kürt televizyonları bir kez daha gerilla sanatına yetişememiş, onu ancak geriden takip edebilmişlerdi.

Garısa çatışmasında yaralanıp geri geldiğimde Delila’nın şarkıları bütün bir halkın kalbine yer etmiş ve Kürdistan’ın bütün dağlarına yayılmıştı. Benim yaralı koluma bakıp, bundan sonra yola devam edip etmeyeceğimi soran yoldaşlara, bahar yağmurları altında sırılsıklam ıslanırken Delila’nın ‘sana o yollarda da şarkı söyleyeceğim’ sözlerini söylemiyor, bu sözleri bir sır gibi içimde saklıyordum.

Ama bana bu soruyu soran herkese şu cevabı da veriyordum;

‘Delila şarkı söylüyor…’