NAKŞIBENDILIK

abdullah-ocalan-sosyal-bilimler-akademisi

Nakşibendilik 15. yüzyıla kadar Buhara ve çevresiyle sınırlı, fazla etkili olmayan bir tarikattır. Farslar ağırlıklı olarak Şii olduklarından bu tarikata kapalıdırlar. Kürtlerin bir kısmı Alevi olduklarından bu tarikatın dışındadırlar. Sunni Kürtlerin önemli bir bölümü Kadiri Tarikatı’na mensuptur. Kürtler arasında kimi Nakşi şeyhleri olsa da fazla etkileri yoktur. Türkmenlerde ağırlıklı olarak Bektaşilik egemendir. Bu yüzden bu yıllarda Nakşibendi Tarikatı ciddi bir varlık göstermez.

ABDULLAH ÖCALAN SOSYAL BILIMLER AKADEMISI

Nakşibendi kelimesi köken olarak Arapça olup, “kumaşların nakışlarını ipek tellerle bağlayıp tezgahı hazırlayan kimse” demektir. Ancak kavram bu anlamından ziyade bir tarikat olarak, siyasal ve dinsel bir düşünce olarak gündeme girmiştir. Bu yüzden kavramı bu anlamıyla ele alıp değerlendirmek gerekir.

Nakşibendilik tarikatı 1318-1389 yılları arasında Orta Asya’nın Buhara bölgesinde yaşayan Mehmet Bahaeddin Nakşibent tarafından kurulmuştur. Tarikat, İslamın Suni yorumuna tabidir ve her şeyiyle şeriata bağlı olduğunu öne süren tasavvufi bir tarikattır. Tarikatın kökeni 11 yüzyılda bu bölgede yaşayan Abdulhalik Gondjuwani’ye dayandığı söylenmektedir. Ancak Abdulhalik Gondjuwani zamanında tarikatın sadece genel doğruları veya esasları oluşturulmuştur. Kaideleri, ilkeleri ve örgütlenmesi daha sonra olmuştur. Nakşibendi Tarikatı ilk yıllarda fazla yayılmazsa da daha sonraları Hindistan’dan Anadolu’ya kadar çok geniş bir alanda yayıldığı görülmektedir. Bunda da Osmanlı Padişahlarının rolü büyüktür.

Tarikatın özelliklerine geçmeden önce tarikatın çıkış yeri olan Buhara’ya bakmak gerekir.

Buhara o dönemin en işlek ve parlak kentlerinden birisidir. Hem ticaret hem de felsefe ve siyaset alanında bu böyledir. Kısaca o dönem Buhara’ya dayanmayan bir gücün gelişmesinin fazla imkanı yoktur. Ayrıca şehirde Yahudi etkisi çok fazladır. Zaten Buhara merkezli çıkan birçok akımın örgütlenmesi masonik bir özellik gösterir. Bu durum Nakşicilik için de geçerlidir.

Nakşilik de başta tasavvuf esaslarına göre örgütlendirilmiş bir tarikattır. Bu yönüyle diğer tarikatlara benzer. Ancak çok katı bir merkezi sistem geliştirerek her müridi tarikatın liderine bağlar. Tarikatın liderine bağlanmayan müridi münafık ilan ederek tarikatın dışına atar.

Nakşibendilik 15. yüzyıla kadar Buhara ve çevresiyle sınırlı, fazla etkili olmayan bir tarikattır. Farslar ağırlıklı olarak Şii olduklarından bu tarikata kapalıdırlar. Kürtlerin bir kısmı Alevi olduklarından bu tarikatın dışındadırlar. Sunni Kürtlerin önemli bir bölümü Kadiri Tarikatı’na mensuptur. Kürtler arasında kimi Nakşi şeyhleri olsa da fazla etkileri yoktur. Türkmenlerde ağırlıklı olarak Bektaşilik egemendir. Bu yüzden bu yıllarda Nakşibendi Tarikatı ciddi bir varlık göstermez.

Nakşi tarikatının yükselişe geçişi İngilizlerin Hindistan’ı işgaliyle başlar. Bölgeyi işgal eden İngilizler, bölgeyi denetimlerinde tutabilmek için böyle bir örgütlenmenin geliştirilmesini desteklerler. Bunun için de bölgedeki halkların özelliklerini ve kısmen taleplerini de içerecek şekilde örgütlerler. Bu anlamda Nakşibendilik daha gelişme yıllarında dışa bağımlı, işbirlikçilik tarzında ve milliyetçilik sosuna bandırılarak geliştirilir. Bir mason örgütü gibi örgütlendiği halklarda milliyetçiliği geliştirmiştir.

Nakşibendiciliğin Kürdistan’da gelişimi de böyledir. Bölge açısından 18. yüzyıl kaosun başlangıcıdır. Avrupa karşısında güç kaybeden Osmanlı İmparatorluğu’nun giderek Kürdistan’a yöneldiği; bu yöneliş sonucunda aşiretler şeklinde örgütlenen Kürt feodalitesiyle çelişip, çatıştığı bir dönemdir. Osmanlılarla araları bozulan Kürt feodalitesi bir yandan Osmanlılara isyan ederken, diğer yandan bölgeye yeni gelen İngilizlerle ilişkilenerek işbirliğine girerler. İşte Kürtlerde Nakşibendilik bu ortamda doğar.

Kürt Nakşiciliğini geliştiren 1778-1826 yılları arasında yaşayan Mevlana Halid’dir. Bu yüzden Kürt Nakşiciliğine Nakşiciliğin Halidiye Kolu denir. Caf aşiretinden olan Mevlana Halid, Süleymaniye’de doğmuştur. Süleymaniye Kadiriliğin merkezi durumundadır. Kadirilik Kürt feodal sınıfıyla özdeşleştiğinden Kürt halkından kopmuştur. Öte yandan Kadirilik babadan oğula geçen, şecerenin de Araplara dayandırıldığı bir tarikattır. Bu özelliklerinden dolayı giderek Kürt toplumunda tepki toplar.  Kürt toplumunda her yönlü arayışlar başlar. Bu arayışların merkezi de medreselerdir. Medreseler bu tür sorunların tartışıldığı, çözümlerin arandığı bir yerdir. İşte Mevlana Halid’in sosyal dayanakları bu medreselerdir.

Süleymaniye’nin bir diğer özelliği Caflar ve Babanlar olmak üzere iki büyük aşiretin bulunmasıdır. Bu aşiretlerden Babanlar Kadiridirler ve iktidarı ellerinde tutarlar. Mevlana Halid’in Caf aşiretinden olması bu anlamda anlamlı ve anlaşılırdır. Bu çelişki günümüzdeki Behdinan Soran çelişkisinin de temelini oluşturur.

Mevlana Halid, eğitimini tamamladıktan sonra Süleymaniye çevresindeki medreselerde dersler vermeye başlar. Bu süreçte Kadiriliğin gerilediğini, artık çözüm gücü olmadığını görür ve arayışlara girer. Bu süreçte Hindistan’a gider. Hindistan’da başta Nakşibendîlik olmak zere birçok tarikattan icazet alır. Mevlana Halit, Hindistan’da iken Süleymaniye’de Baban aşiretinin lideri Abdurahman Paşa Osmanlı’ya karşı isyan eder, ancak sonuç alamaz ve yenilir.  Mevlana Halid bu isyanda tarafsız kalır, bundan çeşitli sonuçlar çıkarır. Mevlana Halid’in İngilizlerle ilişkisinin bu dönemde Hindistan’da başladığı söylenmektedir.

İsyanın bastırılmasından sonra Mevlana Halid, Süleymaniye’ye döner.  Ancak burada Kadirilerin yoğun tepkisiyle karşılaşınca fazla tutunamaz ve Bağdat’a gider. Bağdat’taki Osmanlı Paşası ona sahip çıkar ve bir okul açarak düşüncesini geliştirmesine izin verir. Bir süre sonra Osmanlı Padişahı olan halifeyle görüşmek üzere İstanbul’a gider, ancak beklediği ilgiyi görmez, padişahla görüşemeden geri döner. Buradan Suriye’ye geçerek orada bir medrese kurar ve çalışmalarına ağırlıkla burada devam eder. Nakşicilik ağırlıklı olarak buradan gelişerek yayılır.

Nakşiciliğin gelişiminde dönemin koşulları belirleyicidir. Osmanlı topraklarında her gün yeni isyanlar çıkmakta, Osmanlı bunlarla baş edemediğinden topraklarını kaybetmektedir. İçeride ise Bektaşilerden kurulu Yeniçeri Ordusu, çeşitli nedenlerle siyasete bulaşmış, padişah üzerinde baskı kuran bir duruma gelmiştir. Bu özelliklerinden dolayı savaşçı özelliklerini yitirmişlerdir. Kimi Osmanlı padişahları bu kurumu ıslah etme girişiminde bulunmuşsalar da kellelerini kaybetmişlerdir. Bu yüzden Yeniçeri Ordusu tam bir sorun yumağı durumuna gelmiştir. Buna karşılık Arabistan ve Hicaz’da Arap milliyetçiliğini esas alan Vahabiler isyan etmişlerdir. Yine Balkanlarda da belli isyanlar vardır. Merkezileşmesini güçlendirmek isteyen Osmanlı imparatorluğu Kürt feodalleriyle çatışma halindedir. Osmanlı padişahı II. Mahmut, yeniçeri gibi bozulmuş, yozlaşmış bir orduyla bu sorunları çözemeyeceğini anladığından işe Yeniçeri Ordusu’nu kaldırmakla başlar. Ancak oluşan bu boşluğu neyle dolduracağı kocaman bir soru işaretidir. Osmanlının çatışmalı olmadığı tek örgütlü güç Nakşiler kalmıştır. Bu yüzden Osmanlı padişahı II. Mahmut, denize düşenin yılana sarılması gibi Nakşilere sarılır. Mevlana Halid’i İstanbul’a davet eder ve onunla görüşür. Bu görüşme Nakşilerin yolunu büyük ölçüde açar. Yeniçerilerin yerine kurulan yeni ordu önemli oranda Nakşilerin eline geçer. Nakşiler Arabistan ve Hicaz’da Vahabilere, Balkanlarda diğer halklara karşı Osmanlının yanında savaşırlar. Daha sonraki birçok Osmanlı Padişahı Nakşi olur. Nakşiler, Osmanlının sağladığı kolaylıklara karşılık Osmanlıya karşı gelişen Kürt ayaklanmalarına destek vermezler. Yani kendi çıkarları için Kürt halkına sırtlarını dönerler. Bu durum onların temel karakteri olur.

1850’lerde Bedirhan Bey İsyanı’nın bastırılmasından sonra Kürt feodal sınıfının iradesi kırılır. İradesi kırılan Kürt feodalitesi artık öncülük rolünü de yitirir.  Nakşilerin dışında Kürdistan’da oluşan bu boşluğu dolduracak hiçbir güç yoktur. Ve bu boşluğu Nakşiler doldururlar. Ondan sonra Kürdistan’da öncülük Nakşi şeyhlerine geçer. Çıkarlarını kaybeden Kadiri şeyhleri de büyük çoğunlukla Nakşilere katılırlar. Böylece Nakşilik Kürdistan’daki en büyük ve etkili tarikat olur. Diğer tarikatların fazla bir etkisi kalmaz. Nakşîlerin bu kadar gelişmesinde ideolojik-felsefik ve düşünsel gelişmeden ziyade, konjoktürel durum ve Nakşîlerin örgütlenme disiplini belirleyicidir.

Bölgede oluşan otorite boşluğunu doldurmak için her tarafa tarikattan icazet almış halifelerini gönderir. Halifeler, tarikatın merkezine mutlak bir bağlılık gösterirler. Bu halifelerin içinde Kürt, Türk ve değişik halklardan kesimler vardır. Bu halifeler gittikleri yerlerde milli kimliklerini tarikat kimliğiyle birleştirirler. Bu anlamda Nakşibendi Tarikatıyla milliyetçilik, yan yana, birlikte ve kol kola gelişmiştir. Bu yüzden milliyetçiliği Nakşicilikten, Nakşiciliği milliyetçilikten ayırmak mümkün değildir. Zaten sonraki Kürt isyanlarının büyük çoğunluğuna bu kesimler öncülük etmişlerdir.

Osmanlı devletine karşı şeyhlerin başını çektiği, kimi ulusal temalar dile getirilmekle birlikte halifelik ve dinin korunması gerekçesine dayandırılan, özünde geleneksel devlet yapısının korunmasını amaçlayan isyanların gelişmesi için çok fazla bir zaman gerekmeyecektir. Bu Kürdistan’da ikinci isyan dalgasıdır ve 20. yüzyılın ortalarına kadar da sürecektir. 1880–1925 yılları arasında gelişen isyanlara biri hariç öncülük yapanlar Nakşibendî şeyhleridir. Kadiri olan Şeyh Mahmut Berzenci’nin önderlik ettiği isyanı, bir istisna olarak ele alırsak, diğer hareketlerin hepsinde Nakşîlerin damgası vardır. “İlkel Kürt milliyetçiliği Nakşibendî şeyhlerin katkısıyla gelişme göstermiştir”. Osmanlı’nın merkezileşme, idari-siyasi reformuna bir tepki olarak başlayan Kürt isyanlarına öncülük yapan Nakşibendî şeyhleri, daha sonra cumhuriyet karşısında da isyancı bir konumda oldular. Gerek Osmanlı içindeki reform çabaları, gerek cumhuriyet karşısında esas aldıkları feodal İslam ideolojisi nedeniyle ne Kürtlere sağlıklı bir temsil düzeyi sağlayabildiler ne de isyanları başarıya ulaştırdılar. Dahası pozisyonları ve ideolojik duruşları gereği Kürtlere yönelik inkâr-imha politikasına zemin oluşturarak Kürt kapanının bir tarafı oldular.

Şeyhlik geleneği Kürtlerin İslamiyeti kabul edilişleriyle beraber oluşmuştur. Ancak oluşan bu kurum siyaset ve iktidardan ziyade din işleriyle, ahiretle, öteki dünyayla, yani manevi dünyayla ilgilenmişleridir. Ancak Nakşilerle beraber bu durum değişmiştir. Şeyhler artık sadece din işleriyle uğraşmakla kalmıyor, siyaset, devlet, iktidar ve ekonomik işlerle de uğraşmaya başlamışlardır. Böylece dini otoriteyi dünyevi işlerini daha fazla gerçekleştirmek için kullanmışlardır.

Kürdistan’da Nakşibendî Tarikatı eliyle yürütülen ve çok geri düzeyde bir milliyetçiliği içeren Kürt isyancılığı yenilerek çok sert bastırılınca, Nakşibendi Tarikatı var olan Kürtlük düşüncesini de hızla işbirlikçiliğe sürükleyerek özünden uzaklaştırır. Nakşi şeyhleri ulusal isyancılıktan ulusal inkarcılığa savrulurlar. Kaybettikleri etkinliklerini yeniden elde etmek için ulusal inkarcılığı ve geri dogmatik İslamcı yaklaşımları savunmaya başlarlar. Böylece hem Kürt inkarına destek oldular, hem de Kürt halkının geri toplumsal zeminde battıkça batmasına yol açtılar.

Kürdistan’da toplumsal önderliği ele geçiren ve bunu 20. yüzyılın son çeyreğine kadar getiren Nakşibendî Tarikatı Özgürlük Hareketi’nin gelişimiyle birlikte etkinliğini kaybetmeye başlamıştır. Bu yüzden Özgürlük Hareketi’ne karşı dolaylı direkt tüm saldırıların içinde yer almıştır. Önderliğimiz Kürt Nakşiciliğini şöyle değerlendirmektedir. “Kürt Nakşîciliği yarı gizli çalıştığı için, Avrupa ve ABD ile Ortadoğu’daki diğer örgütlenmeleri tam kestirilememektedir. Ama en azından Şia kadar etkili olduklarını bilmek gerekir. ABD ile kurdukları ilişkiler stratejik olup, Büyük Ortadoğu Projesinde önemli bir ideolojik ve siyasi rol oynadıkları tartışmasızdır. Ilımlı İslam esasında Nakşî İslam’ıdır. ABD ile ittifak halinde Orta Asya’ya kadar bir program dâhilinde hareket ettikleri her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır. Yenilenmiş ılımlı İslam ile eski Baasçı Arap milliyetçiliği, CHP’nin Kemalist milliyetçiliği, Suudi Arabistan’ın Vahhabi mezhepçiliği, Mısır’ın Müslüman Kardeşçiliği İran’ın Hizbullah’ına alternatif olarak çıkmaktadır.”

Kürdistan’da Nakşibendî Tarikatı çok geri bir ideolojik gerçeğe dayandığından ve varlık koşullarını geri toplumsal zemin üzerine kurduğundan dolayı bölge egemen güçleri tarafından kullanılmaktan kurtulamamıştır. Özgürlük Hareketi’ne karşı çıkarken de bu zeminin korunması esas alınmıştır. Bu yanıyla gerici ve işbirlikçi bir konum tercih edilirken, Özgürlük Hareketi’nin gelişimine paralel içine girilen tutum artan bir saldırganlık olmuştur. Önceleri karşı propaganda yürüten Nakşiler giderek işi ajanlık-muhbirliğe, ilerleyen süreçte ise devlet güçlerini bile gölgede bırakan bir silahlı saldırganlığa kadar vardırmışlardır.

15 Ağustos 1984 Atılımı sonrasında gelişen Kürt Özgürlük ve Demokrasi Hareketi’ne karşı devletten daha fazla kaygı duyan bu kesim olur. Halk eğilimi olan Özgürlük Hareketi’nin gelişmesinde kendi sonlarını gördüğünden, Özgürlük Hareketi’ne karşı tüm güçlerle işbirliği içine girerler. Böylece koruculuğun yaygınlaştırılmasında, ajan şebekelerinin oluşturulmasında, Özgürlük Hareketi aleyhine propaganda yapılmasında önemli bir rol oynarlar. Necmettin Cevheri, Abdulkadir Aksu, Kamuran İnan, Sedat Bucak, Mustafa Zeydan, Cüneyt Zapsu, Hüseyin Çelik vb. aşiret ağaları, Nakşî şeyh aileleri doğrudan Özgürlük Hareketi karşısında mevzilendiler. Bunların siyasetteki temsilcileri Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı mücadele sürecinde İç İşleri, Dış İşleri, Adalet Bakanlığı gibi devletin en önemli mevkilerinde yer aldılar.

Özgürlük Hareketi’ne karşı her türlü iç ve dış gerici güçlerle işbirlikçilik tarzında anlaşan Nakşibendilerden tutarlı bir anti sömürgecilik, anti emperyalist yaklaşım sergilemeyecekleri açıktır. Ulusal demokratik değerlerden kaçma, bunları yok sayma, inkar etme en temel özellikleridir. Bu özelliklerinden dolayı çıkarları için Kürt halkını her zaman satma, pazarlama potansiyeline sahiptirler. Bu satma işlemlerini halkın dini duygularını suistimal ederek, hiç ara vermeksizin gerçekleştirmektedirler.