DAĞLARIN YÜREĞINDEN

DAĞLARIN YÜREĞINDEN 4

Mahir RAMAN

Belki de bir daha hiç karşılaşamayacağım arkadaşımdan sloganımı aldım; “gerilla yürümektir” Dakikaların ve saatlerin sözü bile edilmiyordu. Elbise, ayakkabı, insanlar, mekan ve yapacaklarım…hepsi farklı. Ondan bi haber de olsam, bu yeni dünyama acemi bir fizik ve boşalttığım beynimle yürüdüm. İlk ulaştığım yerde, çay içerek sohbet eden bir grup arkadaş bizi karşıladı. Ne arkadaşlar bana geldiğim yeri sordu, ne de ben geldiğim yer ile dağları karşılaştırdım. Onlar hatırımı ve sağlığımı sordu, ben de bu dağlara nasıl alışabileceğimi. Barınacak, ihtiyaç giderecek, kapalı kutular aramadığım için belki bir nebze şanslı hissettim kendimi. Doğallığına bırakınca zorlanmadım. Ama şekillere alıştırılmış beyin ve gözlerin aniden doğayla karşılaşması soru işaretlerini çoğaltıyordu.

Silahını temizliyorsun savaşıyorsun, saatler süren bir görev sonrası erzağını getirip, kendin yapıp kendin yiyorsun, elbiselerini kendin yıkıyorsun, ihtiyaç eşyalarını sırtında taşıyarak koruyorsun. Her şeyde sen olduğun için bağlanıyorsun, yaşama ter ve kan akıttığın için sahipleniyorsun. Özcesi sevmedikçe sevilmiyor, yapmadıkça, emek vermedikçe var olamıyorsun.

Örneğin tek başıma korunabileceğim malzemeler temin edilmişti belki ama, doğanın ve savaşın getirdiği zorlukların büyüklüğüne karşı, başkalarıyla sırt sırta vererek, yürekleri birleştirerek cevap verileceğini öğrenmek fazla zaman almamıştı.

Başta her şey geçici ve yapılması gerekenler olarak geliyor. Ama bu kadar emeğin ve inancın harmanlandığı yerde basitlik hayat bulamıyor. Uzun soluklu bir mücadele için sarsılmaz bir yaşama sahip olmanın gerekliliğini anlamak fazla zaman almıyor.

Gerillacılığın da nihayetinde bir askerlik mesleği olduğu, canına kast eden düşmanlar olduğu için böyle yaşanması gerektiğini düşünüyordum. Sonradan farkına vardım ki ‘direnmek yaşamaktır demek’ bir slogan değil, mücadelesiz yaşam ölümden beterdir demek. Direnmek bu mücadelede yer almanın, dağlarda nefes almanın, geleceğe bir değer katmanın temel kuralı, PKK felsefesinin ve kültürünün de temel taşlarındanmış.

Mekan neresi olursa olsun PKK yaşamını özümsemiş her insanın aynı ölçülerde yaşamını sürdürdüğünü öğrendim. Dünyanın her yerinde kültürümüzün ve istemlerimizin haklılığına inanmış insanlar aslında bir yönüyle direnmek yaşamaktır felsefesiyle PKK’yi, gerillayı yaşıyorlar.

Gerillanın sadece elinde silahla düşmanına karşı savaştığını, bir askeri yapılanmadan ibaret olduğunu düşünmek çok dar yaklaşım. Gerilla Kürt toplumunun kültürünü yaşadığı gibi, mücadelesi ve verdiği bedellerle buna yeni değerler de katıyor. Gerillanın sadeliği kadar, içinde sanki her şeyin cevabını veren zenginliği de barındıran döngüsü şaşırtıcı. Bu yaşamın bir toplumu nasıl değiştirdiğini, bir halkın özgürlük mücadelesine nasıl yön verdiğini anlamak biraz zaman alıyor. Gerillanın gizemi ve çekiciliği, bunun yanında yenilmezliği ve dirayeti, bütün gerçeklerin üstüne üstüne gidiyor. İnsanı sarmalayan sevgiyi, öz güveni, inancı besleyen atmosfer gün geçtikçe etkisini gösteriyor. Bu yaşama adım atan gerilla adaylarına şekilleri, ezberciliği ve sıradanlığı bırakarak yeni bir başlangıcın gerekliliğini her an hissettiriyor. Kişilik bu ağırlıklardan kurtuldukça, gerilla yaşamının sadeliği, özgürlüğü ve emekle büyüyen güzelliğinin de farına varılıyor. Gerilla bu özgürlüğü her anına kattığı inanç, ruh ve emekle yaratıyor. Ve bu özgürlük rüzgarı bugün aynı biçimde aynı ilkelerle tüm Kürdistan’da esiyor.