SÛR’UN LANETLİLERİ

Sur_direnişin_izleri

“İnsanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar, ama kendi keyiflerine göre, kendi seçtikleri koşullar içinde yapmazlar, geçmişten gelen birikimler ve bugünkü veriler ışığında yaparlar.” Karl Marx, Bonapart’in 18 Brumaire’inin girişinde bir yığın dalavereci hükümet üyelerine karşı boyun eğen 36 milyonluk Fransız ulusunun hazırlıksız yakalanmasını böyle bir saptamayla tanımlar. Biz de “ Türlü entrikalar ve baskılar karşısında belli hazırlıkları olan Kürt ulusunun modern direnme biçimlerini kullanarak kitlesel öfkeyi sömürgeci düşmanın şehirlerde, köylerde, dağlardaki varlığının bel kemiğine büyük bir cesaretle baltayı vurmasını tarihsel dolmuşluğun bir sonucu olarak gördüğümüzü ekleyelim buna. Düşmanın dayattığı yaşama biçimleri kabullenilmiş olsaydı “hiçbir bireyin  kendine ait bir hayatı olamazdı.” Ancak kanunlarla, ayetlerle, özdeyişlerle izah edilen karikatür hayatlar olurdu ki belli ulusal ve sınıfsal özlemler için direnmenin insan hayatına kattığı anlam böylece anlaşılabilir.

Evet yazımızı şekillendirecek olan kavramlar her ne kadar  vicdan, merhamet ve yoksulluk olsa da bunları dönemsel değişim yaratabilecek bir öfkenin ve cesaretin modern politik hedefler yaratabilecek gelişmelerin hizmetine sunulması aslolandır. Eğer bir direnişin her aşamasının başarılı olacağı garantisi verilmiş olsaydı, bu Tanrı’nın ayeti ya da nizamı olurdu. Kısa vadede sonuçları yenilgi de olabilecek ama uzun vadede affedilmeyecek düşman gerçekliğini tarihe kazıya kazıya ilerleyen çark elbette diğer bütün tarihsel devrimlerde olduğu gibi yıkık binalardan, harabeye dönmüş bahçelerden, yoksulluğun galebe çaldığı devirlerden yepyeni bir siyasal iktidar doğurabilecek gelişmeleri de yaratacaktır. Biz buna direnmenin estetiği diyoruz.  Vicdan ve merhamet  de kusursuz bu yepyeni iktidarın insani olan her şeyle tanışması anlamına gelecektir. Belki de insan olmayı bu biricik ama daima her zalimane davranış karşısında eğilmeyi, bükülmeyi ar sayan duygularımızda arayacağız.

Yoksulluk ise bizim elimizde olmayan bize dayatılan bir yaşama halidir. İktidar ilişkilerinin girifitisinde  düşmanca bir talanın sonucudur yoksulluk, bir sosyal izolasyon halidir. Nehrin bir yakasını güzelleştirmek, geliştirmek, kalkındırmak için diğer yakasını alt yapı inşaatlarının iskeleti haline çevirmektir. Kürdistan nehrin ikinci yakasıdır, tüm bu çirkin iskeletin yeniden inşasına ihtiyaç vardır. Bu, kaçınılmaz bir tarihsel gerçekliktir. Başaracağız ya da başaracağız bilincinde olanlar için…

Yoksulların sırtını dayayacağı, güç alacağı, özgüvenini sağlayacağı örgütleri, partileri, dernekleri, kurum ve kuruluşları vardır. Örgütlü toplumlarda yoksullar, mahallede söz sahibi, seçme ve seçilme hakkına, yerel yönetimlerde karar alma/verme hakkına sahiptir. Örgütlü toplumlarda yoksullar kendi öz yönetimlerini kurar onları yönetir ve aynı zamanda denetler. Mahalle Meclisi ve Kent Konseylerini kurar, geliştirir. Hem kendi koşullarını hem mahalle koşullarını yaşanabilir bir hale getirmek için çabalar.

Sûr’da ilk vandallık insan gibi kendi ulusunun evlatlarınca belli  demokratik esaslar ve haklar temelinde yaşamak isteyenlerin direnişini kırmak için Türk Devleti ve onun türlü güvenlik mekanizmalarıyla geliştirildi. Bu vandallığın ikinci evresi ise koca koca mahalleler, evler, hanlar, camiler, kiliseler ve aklınıza gelebilecek tüm yapıların yıkılarak yerlerine devleti, polisi, askeri, onun çeşitli renklerini, mimarisini yansıtacak çirkin mi çirkin inşa ile başlıyor.  Dünyanın gözü önünde bir kent Türklerin Tarih’ten gelen karakterini gösterecek şekilde viraneye çevriliyor. Kentin legal, demokratik kitle örgütleri, siyasi partileri, İnsan Hakları Örgütleri neredeyse seyirci. Üçüncü sınıf ajitatörler medyada yazdırdıkları ağlak, ezik hikayelerle  vicdan rahatlatıyorlar.

Yıkım ve talan sonrası Sûr ilçesinin farklı mahallelerinde geçmiş yıllarda Kentsel Geri Dönüşüm Projesi adı altında ilçenin insansızlaştırılması, tamamen boşaltılıp kapitalizme peşkeş çekilmesi amacıyla Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, Sûr Belediyesi, Diyarbakır Valiliği eliyle imzalanmış yıkım kararı yeniden hayata geçirilmeye çalışılıyor. Bu kurumlar eliyle geçmiş yıllarda hayata geçirilmeye çalışılan proje bir çok kişi, kurum ve mahalleli tarafından durdurulmuş fakat belediyelere gelen kayyımlar, İçişleri Bakanlığı eliyle proje sonlandırılmak üzere yıkıma yeniden başlanmıştır. Alipaşa ve Lalebey mahallelerinde daha önce tamamen boşaltılmış yapılardan başlayan yıkım bazı noktalarda insansızlaştırma henüz tamamen gerçekleşmediği için başlatılamamıştır. Mahallelerde yaşayan insanların gayri insani ve gayri hukuki yöntemlerle bezdirilip mahalleyi terk etmesi sağlanmaktadır. İnsanların, hamile kadınların, çocukların yaşadığı bu yaşam alanlarında elektrik ve su kesilmiş orda yaşayan insanlar açlığa, yalnızlığa ve sahipsizliğe itilmiştir. İşin elbette yıkım ve Tarihi dokuyu yok etme tarafı orada yaşayan yoksulların sefaletinin önüne geçemez bu durumda. Mahalleli yoksullar, iktidar eliyle çaresizliğe, sefalete itilmiş olmasına karşın kentin partileri, Sivil Toplum Kuruluşları, İnsan Hakları Örgütleri bu duruma yine kulak kapatmış ve mahalleli yoksulları tamamen yalnızlığa ve çaresizliğe mahkum bırakmıştır. Sosyal Medya üzerinden kentteki bu kurum ve kuruluşlara bir an önce harekete geçmeleri konusunda yapılan çağrıların hiçbirine de yanıt vermemişlerdir. Bu kurum ve kuruluşların bu duruma sessiz kalmaları kendi var olma nedenlerini ortadan kaldırmaktadır. Var olma nedenleriyle çelişen bu tavır halkın onlara karşı bir güven sorununu da beraberinde getirecektir. Hiç kimsenin kendine ait bir hayatı olamaz sözü üzerinden yola çıkarsak o mahallede yaşam alanı bulmaya çalışan her fert için sorumluyuz. Hem kurum hem kişi olarak bu sorumluluğumuzu yerine getirmediğimiz sürece bırakın kurum ve kuruluşların güvenilirlik sorununun tartışmaya açılmasını, insanlığımızın bile  sorgulanması gündemimize taşıyacaktır.

Yukarda sözünü ettiğimiz kentin yönetimine katkısı olan, mahalle meclislerini kuran, kent konseylerinde söz sahibi olan bu yurttaşlar bizim elimizle yalnız bırakıldı, çaresizliğe itildi. O zaman bu haliyle kurduğumuz sistemin geçerliliği tartışma konusudur. Alttan üste doğru oluşan sözüm ona demokratik, ekolojik sosyal düzen üstten aşağı doğru çöküp yoksulları ezmiştir. Ya böylesine bir gerçeklik vardır ya da oyunu kurarken başrol olduğumuzu sandığımız filmde bizim haberimiz olmadan çok şey değişmiştir.

Son olarak şu an yalnızlaştırdığımız, kaderine terk ettiğimiz, çocuğunun okul kitabındaki elma resmini koklamasını, yalamasını gören yoksul annenin bilediği öfke bir gün uykularımızı bölecek bir karabasana dönüşecektir. Sr’dan Hewsel’e, Hewsel’den Kırklardağı’na, Kırklardağı’ndan kentin her karış toprağını rant alanına çevirenlerin, uzun soluklu bir savaşın, direnişin ortaya çıkardığı ulusal ve sosyal enerjiyi birkaç ihaleye boca edenlerin geliştirdiği kirli ilişkiler, kirli ortaklıklar, kirli planlar bir gün muhakkak gün yüzüne çıkacaktır. O an geldiğinde şuan Alipaşa ve Lalebey’de karanlığa mahkum ettiğimiz çocuklar hepimizin geleceğine ipotek koyup kaderimizi belirleyecektir…

Sûr’da ne oldu?

– UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası olarak korumaya alınan Sûr’da daha önce yerel yönetimlerin de onayıyla hazırlanan Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında Alipaşa ve Lalebey mahallelerinde 23 Mayıs 2017 günü yıkım başladı.

– Evleri yıkılan halkın tepkisine polis şiddetle karşılık verdi.

– Mahallelelerin insansızlaştırılıp yıkımın kolaylaştırılması için elektrik ve su tamamiyle kesildi.

– İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 12 ve 25. maddesinin 1. bendine göre Barınma ve Beslenme Hakkı tüm insanların temel hakkı olarak kabul edilirken Sûr’da bu haklar doğrudan ve açık bir şekilde ihlal ediliyor.

– Türkiye’nin UNESCO’daki İyi Niyet Elçiliği görevini yürüten sanatıçı Zülfü Livaneli “UNESCO Sûr yıkılırken İstanbul’da ikiyüzlülük sergiledi” diyerek 1996’dan beri sürdürdüğü elçilik görevinden istifa etti.

– Bu yazının yayına hazırlandığı saatlerde (29 Mayıs) KCK bir açıklama yayınlayarak “Herkes Sûr halkının yanında yer almalı, soykırıma DUR demeli!” çağrısında bulundu.

– Yine aynı gün “Sûr’un Yıkımına Hayır Platformu” adıyla çok sayıda STK, aktivistler, siyasi partiler, kanaat önderleri ve ekolojistler bir araya gelerek Sûr için mücadele etme kararı aldı.