KADIN TARIHI TOPLUMSAL TARIHTIR

phoca_thumb_l_-kadin-gerilla-2014- (5)

“Tarih sadece insan toplumu için değil tüm evrensel oluşumlarda var kılıcı bir rol oynadığı için tüm bilimlerin ittifak ettiği bir hakikattir. Zaman oluşturucudur.” Önder Apo’nun tarih için bu yeni belirlemesi bilincimiz için ufuk açıcıdır.

Tarihi sadece insan toplumuyla ifadelendirme sistemin ve egemenlerin yaklaşımıdır.

Tarihin zamanla mekanla bağını yok sayarak kendi zorba ve egemen sistemlerini inşa etmek istemişlerdir.  Bu yaklaşımları insan merkezlidir. İnsanlığın yarısı olan kadını da yok sayarak sadece erkeğin esas alındığı bir tarihtir. Bu tarihte hep erkeğin şiddetle baskıyla zorla elde ettiği başarılar kahramanlaştırılır, yüceltilir. 5000 yıllık erkek egemenlikçi zihniyetle inşa edilen bu tarihin Sümerlerden günümüze kadar devam etmemsinin nedeni iktidar ve devletin kendi varlık gerekçesini sürmek içindir. Bugün halen insanlığa öğretilen tarih iktidar tarihidir. Bu tarihin özünde cinsiyetçi, milliyetçi bilimci ve dinci ideolojiler kendini bulmaktadır. Tek renk, tek dil, tek kültür bu şekilde ifade edilir. Kadının duygu yüklü aklı bu tarihte yer almaz. Çünkü o kadının inkarı üzerinden kendisini var etti ve yüceleştirdi. Yazılan tarih iktidarcı, cinsiyetçi ve devletçi bir tarihtir.

Nasıl ki tüm bilimler cinsiyetçi, bilimci, iktidarcı bir bakış açısıyla kurgulanarak yazılmışsa tarih bilimi de aynı bakışın sonucu yaratılmıştır. Bu bakış açılarından, paradigmalardan ve ideolojilerden kendimizi arındırarak tarihi yeniden Önder Apo’nun ideolojik ve felsefik bakış açısıyla öğrenmeli ve yorumlamalıyız. “Evrensel tarih, hakikat zemini olarak toplumsal gelişimdir. İnsan toplumu sadece insan tarihi değil gerçek anlamda evren tarihidir.” Bu belirleme temelinde tarih yani insanlık tarihi son buzul çağının yaklaşık yirmi binyıl önce Toros Zagros dağ sisteminin eteklerinde başladı. Toros Zagros dağ etekleri insan türünün toplumsallaşması için besin, güvenlik için kolaylık sağlamaktaydı ve bu yüzden insanlık burada kök salarak toplumsallaştı. Son buzul çağının sonunda bu coğrafyada büyük tarihsel patlama yaşanmıştı. İnsan toplumunun ilk örgütlenmesi olan klan toplumu toplumsal tarih için kök hücre rolü oynamıştı. Homojen bir yapılanmaya sahip olan klan toplumu toplumsal tarihe heterojen toplum ve simgesel dile geçişe zemin hazırlamıştır. Milyonlarca yıllık yaşam savaşında geldikleri aşama toplumsallığa geçiş için önemli bir birikim yaratmıştır. Onun için de klan toplumunu evrensel tarih içinde önemli bir aşama olarak değerlendirmek gerekir. İşaret dilinden simgesel dile geçişle birlikte kabile sistemine geçiş evrensel tarih aşamasından biridir? Simgesel dil ve kültür neolitik tarım devriminde ve uygarlık (şehir) devriminde önemli bir rol oynamıştır. Tarım ve köy devrimiyle toplumsal tarih önemli bir aşama kaydetmiştir. Bu dönemde ortak bir dil yarı göçebe bir yaşam, ortak tapınaklar oluşturur kabile sistemlerinde. Köy ve komün yönetimine sahip olurlar. Bu dönemde kabile sistemine dayalı kültürün evrensel bir karaktere sahip oluşu esnekliği sonucu yayılması hızlanmıştır. Bu süreçte toplumsal tarihe önemli katkıları bulunmuştur. Evrensel tarihin önemli aşamalarından bir diğeri tarım devrimidir. Bu devrim aynı zamanda kadın devrimi olarak da adlandırılmaktadır. Yarı yerleşik kabile sistemine dayalı bu devrimin evrensel tarihteki önemi köy ve tapınak oluşumlarında nicelik ve niteliksel bir gelişmeye yol açması yine sanayinin ilk nüvelerini ifade eden çanak çömlek gelişmesi, kentlerin eşiğine kadar bir gelişmenin yaratılması, din sanat bilim ve teknikte önemli gelişmeler sağlanmıştır. Bu devrimin en önemli karakteri kadın ağırlığında ve ekolojik yaşam bağlantılıdır. Bu dönemde her şey kadın rengiyle inşa edilmiştir. Toplumsallığı oluşturan dil, düşünce, bilim, sanat, politika ve ekonomi kadının alın teri ve emeği ile yaratıldı. Adalet, eşit ve özgürlüğe dayalı yaşam cinsler arası paylaşıma dayalıydı. Komünal ve demokratik yaşama dayalı ahlaki ve politik bir toplum vardı. Bu dönem de ana kadın etrafında bir hakikat oluştuğu dönemdir. Toplum kendisini hakikatler halinde ifade etti. Yine kadın bilgeliği bu dönemin önemli hakikati olarak önem kazanmıştır. Bu dönemde tanrıçalığın önem kazanması kadının tarım ve ev ekonomisindeki gelişmeleri temel rol oynamıştır. Tüm bu gelişmeler kadın etrafında, kadın düşüncesi ve emeğiyle oluştu peki neden bunlar iktidarcı egemen tarihçiler tarafından inkar edildi, yok sayıldı? Çünkü kadının duygu yüklü zekası ve gücü karşısında büyük bir korku ve kıskançlık vardı. Kadının bu gücü olduğu sürece güçlü ve kurnaz erkek kendi egemenliğini ve iktidarını oluşturamazdı. Bundan dolayı da ilk şiddeti baskıyı ve zoru kadına karşı kullanarak kendisini var etmeye çalıştı. Avcılık kültüründen kazanmış olduğu tecrübesi analitik zekasıyla birleştirerek bir hırsız gibi ana tanrıçanın yaratımlarını çalarak kendi sistemini kurdu. Bu sistemin inşasında kadın kutsal değeri ve icatlarını kullandı. Elbette kadın bu geçekliğe kolay kolay teslim olmadı. Hep mücadele etti. Kendisinden çalınan 104 Me için yoğun bir direniş sergiledi fakat güçlü ve kurnaz erkeğin komplocu taktiklerine karşı öz savunmasını güçlü örgütlemeyen kadın, tarihin bu aşamasında baş aşağı bir süreci yaşadı. Bu savaşta kadın kaybetmiş olabilir ama bu kadının tarihi yoktur anlamına gelmez tam tersine evrensel tarihin özünü temsil eden ve ileriye bir sıçramayı yaratan beş bin yıl önce kadın etrafında oluşan yaratımlar ve direnişlerdir. Bu yaratım ve direnişler olmasaydı, evrensel tarih diye bir gerçeklik de bugün olmazdı. Egemen tarih bu evreyi yok sayıp tarihi beş bin yıllık bir süreçten başlatmakla doğru ve gerçek tarihi yazdıklarının iddia edemezler. Yaşanan bir gerçekliği ne kadar yok saysalar da inkar etseler de o tarih yaşanmıştır ve kendisini demokratik uygarlık zihniyetinde yaşam tarzında maddi ve manevi kültüründe devam ettirmektedir. Bu tarih kadının özgürlük tarihidir. Geçek evrensel ve toplumsal olan tarihte kadının tarihidir.

Kadının özgürlük tarihi on bin yıldır kesintiye uğramadan devam etmektedir. Yer yer geriletildi, bastırıldı ama yok edilmedi. Diyalektiğe  göre zıtlar birbirini yok etmez aralarında  yaşanan çelişkiler her zaman yeni bir oluşum ve gelişime yol açar. Zıtlar arasında simbiyotik karşılıklı birbirini besleyen doğal bir bağ vardır. Devletli uygarlık tarihi de demokratik uygarlık (toplumsal tarih tarihinde hep beslendiği ama bu tarihi yok etmedi)  tarihin yok edemedi.

Evrensel tarih hem devletli uygarlık tarihini hem demokratik uygarlık tarihi içine alır. Evrensel tarih sadece olay ve olgularla ifade edilmez bu doğanın (toplumsal tarihin maddi ve manevi kültürel gelişmelerdir.) bu tarih toplumun kök hücresi olan klanlardan günümüze kadar devam eden gerçekliği ifade eder. Everensel tarih bir bütündür. Birey olgu ve olaylar da bu tarihte yer alır. Mikro (yerel ulusal bölgesel vb.) makro (genel evrensel tarih) tarih açısından diyalektik bağ var. Kadının özgürlük değerleri ve kültürü demokratik uygarlık olarak kendisini günümüze kadar devam ettirmesinde manevi ve maddi kültürün gücünden gelmektedir… Bu kültür demokratik ve komünal özü ahlaki politik toplumun çimentosu ve hakikati olmayı hep sürdürdü. İlk toplumsallaşma bu özle yaratılmıştı. Şimdi de bu öz kendisini zihniyet yaşam tarzı ve kültürel gen olarak devam ettirmektedir. Bu tarih kadının rengiyle inşa edilen ahlaki ve politik toplumla kendisini yaşamsallaştırdı. Evren tarihin esas ayaklarından birisini oluşturmuştur. Onun için kadının tarihi evrensel tarih içinde önemli bir aşamayı temsil etmektedir.

Devletli ve sınıflı uygarlık kadının tarihinde yaşanan ara süreçte gelişmelerin duraklaması ve gerilemesiyle kadın derin bir kölelik sürecine sürüklenmiştir. Bu dönemde kadın birinci cinsel kırılmayla (kültürel kırılma) toplumsallığı parçalandı örgütlülüğü dağıtıldı dili ve düşüncesi yasaklandı. Böylece tarihin bu döneminde kadın köleliğe mahkûm edildi. Bu süreç tek tanrılı dinlerle birlikte daha da katmerleşerek devam etti. Kadının köleliği tarı emriyle meşrulaştırılıp kurum haline gelmesiyle cinsel kırılma yaşamıştır. Kadın. Böylece kadın fiziki ve ruhi olarak köleleşerek eve kapatıldı. Sadece erkeğin cinselliğini tatmin eden bir mal konumuna getirildi. Kapitalist moderniteyle birlikte kadın pazarda satılan bir meta konumuna geriletilmiştir. Bu süreçler kadının kölelik tarihini ifade etmekte bu tarihte yazılmadı. Yaşandı ve halen yaşanmakta ama yazılmadı kadın kölelik tarihinde direnişler başkaldırılar hep var oldu. Bilge kadınlar, cadı diye mahkum edildiler ateşlerde yakıldılar. Yine tarı emrine karşı çıkıyor diye giyotine götürüldüler. Ama kadının özgürlük çığlığı hiçbir dönem susturulamadı. Bu çığlık kendisini bilgelerin ozanların sesinde yüreğinde kendisini devam ettirerek geldi. Bilge ve ozanların gerçek ve toplumsal hakikatin kadının sessiz ve özgürlük çığlıklarında saklı olduğunu bilerek hakikat peşsinde koşmayı sürdürdüler. Kadının özgürlük çığlığı kabilelerin, aşiretlerin, peygamberlerin filozofların direnişlerinde de hep var oldu. Jeanne D’arc‘larla, Clara Zetkin‘lerle, Rosa Luxemburg‘larla devam eden bu direniş Kürt kadını şahsında daha da somutlaşarak sürmektedir. Kadının özgürlük çığlığı Önder Apo tarafından kadın özgürlük hareketine dönüştürülerek sahip çıkıldı. Önder Apo bu sese karşı duyarsız kalmadı. Küçük yaşta bu sesi hep yüreğinde taşıdı. Ve tanrıça ananın kaybetmesini hiçbir zaman kabul etmeyerek erkek egemenlikli sistemi sorguladı. Bununla da yetinmeyip sistem karşıtı bir ideoloji, felsefe geliştirerek alternatif bir sistem yarattı. İşte bu sistem beş bin yıl önce bastırılan kadın eksenli sistemin yeninden canlanışıdır. Bu tarih evrensel tarihin hep dibinde kalan ama sürekli atan ana damarlardan toplumsal tarihi uzun bir aradan sonra Önder Apo’nun şahsında yeninde tarihsel rolüne hazırlamaktadır. Kadın özgürlük tarihini 21. yüzyılda kadın devrimiyle taçlandırmak militanlık görevimizdir. Nasıl ki Ortadoğu toplumu için ikinci bir tarım ve köy devrimine ihtiyaç varsa ikinci bir kadın devrimine de ihtiyaç vardır. Sistem karşıtı devrim oluşturarak kadını gerçek özünden uzaklaştırmak istemektedir. Bu yolla kadına dayatılmak istenen de kendi toplumsallığına ihanet ettirmektir.

Onun için baş aşağı giden kadın tarihini doğrultularak kadınla yeniden bilgelik, güzellik ve yücelik duygularının yaşatılması gerekmektedir. Yaşanması için kadının bilincinin ve iradesinin oluşturulması gerekir. Kadın mülk olmaktan geleneksel namus olmaktan çıkarılmalıdır. Bunun için de erkekte köklü bir zihniyet ve yaşam değişikliği yaşanmalıdır. İkinci kadın devriminin başarısı büyük bir mücadeleyi zorunlu kılmaktadır. Bu mücadele süreci başlamıştır. Ve halen de devam etmektedir. Başarıya ulaşması için de mutlaka ideolojik, felsefik bir bilinçlenmeyle kadının örgütlü bir şekilde eylemsel düzeye ulaşıp mücadele etmesi önemlidir. Kadın 21. yüzyılda kendi devrimini yaparak evrensel tarihteki başat rolünü oynayacaktır.