KURTARMAYA DEĞMEZ

Elisabeth Kasemann

“Kırk yıl önce Alman solcu Elisabeth Käsemann Arjantin’de haftalarca süren işkenceden sonra askeri cuntanın cellatları tarafından öldürüldü”

Jana Frielinghaus

Çeviren: İrfan Cüre

Onun hayatına mal olan şey, cesareti, kararlılığı ve muhtemelen bir tür sorumluluk bilinci idi. Fakat her şeyden önce de Almanya Federal Cumhuriyetinin hesaplı-kitaplı kayıtsızlığı idi. Oysa o zaman yani 1977 ilkbaharında kendi vatandaşı olan Elisabeth Käsemann’ı kurtarmak için pek çok imkanı vardı. Ama yapmadı. Nedeni ekonomik çıkarlar ve malum anti-komünizm idi.

Ünlü bir teoloji profesörünün kızı olarak daha çocuk yaşta huzursuz ve politik aktif idi. 11 Mayıs 1947’de Gelsenkirchen’de doğdu, Göttingen ve Tübingen yetişti. Düşünce ve eylemleri onu devrimci hareketleri desteklemek ve zenginliğin adaletsiz dağılımına karşı bir şeyler yapmak istediği Latin Amerika’ya götürdü. O zaman çekilen fotoğraflar açık renk gözleri ve siyah saçlarıyla olağanüstü güzel, ciddi ve aynı zamanda neşeli bir kadını gösteriyor. 24 Mayıs 1977’de Arjantin’in başkenti Buenos Aires’in güneyinde bir yerde askerler tarafından ensesine ve sırtına sıkılan kurşunlarla öldürülüldüğünde, daha 30 yaşında idi. Aynı gün ve aynı yerde diktatörlük karşıtı 15 kişi daha kurşuna dizildi.

Elisabeth Käsemann öldürülmeden önceki iki ay içinde en ağır işkencelere maruz kalmıştı. Bunu arkadaşı Diana Austin Uluslararası Af Örgütüne anlattı. Britanya hükümeti, Almanya hükümetinden farklı olarak, kendi vatandaşının serbest bırakılması için çaba göstermiş ve başarmıştı. Austin, 12 Mart 1977 gecesi Käsemann’dan üç gün önce tutuklanmıştı. Ancak daha sonra serbest bırakıldı ve Arjantin’i terk edebildi.

1976’dan 1983’e kadar Jorge Rafael Videla liderliğindeki diktatörlük, hükümet dışı örgütlerin tahminlerine göre yuvarlak rakam 30.000 insanın hayatına mal oldu. Bunlardan pekçoğu bugüne kadar hala kayıptır. Buna karşılık Käsemann olayı, tıpkı zamanın SPD’li Helmut Schmidt’in başbakan ve geçenlerde ölen FDP’li Hans-Dietrich Genscher’in de dışişleri bakanı olduğu federal hükümetin acımasız görmezden gelen tutumu gibi, kapsamlı biçimde belgelenmiştir. Hükümetin hiçbir şey yapmaması, sol karşısındaki açık-seçik düşmanlığının ve Alman tekellerinin muazzam kar ettikleri Buenos Aires rejimiyle dostluğunun ifadesiydi. Eric Friedler’in 2014 Haziran’ında ARD’de gösterilen ve bir NDR prodüksiyonu olan yeni belgesel filminde (“Das Mädchen – Was geschah mit Elisabeth K.?” – Genç Kız- Elisabeth K’ya Ne Oldu?) pek çok tanık ilk kez konuştu. Bunların arasında FDP’den Hildegard Hamm-Brücher ve SPD’den Klaus von Donhnayi de var. Bu ikisi o zaman dışişleri bakanlığında devlet bakanıydılar ve en azından hiçbir şey yapılmadığını ifade etttiler. Dohnanyi, Käsemann’ı “teröristler çevresinden saymanın” yanlış olduğunu açıkladı. Onun “barışçı, toplumsal olarak angaje bir kadın” olduğunu söyledi. Hukuk eğitimi görmüş Dohnanyi’nin ifadesi, ilginçtir: Bununla dolaylı olarak, Käsemann olayında örneğin katil Videla rejimine karşı bir direniş söz konusu olsaymış, o zaman Bonn hükümetinin anayasaya aykırı ilgisizliği, pek ya da hiç suçlanamazdı diyor.

Devlet bakanlarından farklı olarak, Käsemann kaçırıldığı zaman Arjantin’de Federal Almanya büyük elçisi olan Jörg Kastl, kırk yıl sonraki anlatımında Käsemann’ın silahlı gruplarla belli bir yakınlığı olduğunu söylüyor.Filmde kendi orjinal kayıtlı sesinden şöyle diyor: O “hiç de sebepsiz yere” vurulmuş değil. Eski diplomat onun “bomba atmaya” hazır olduğunu, “çünkü Arjantin’e söylendiğine göre zaten yıkıcı düşüncelerle gelmiş” olduğunu söylüyor. Bu iddia o zaman da şimdi de belgelenmiş değildir. Dahası diktatörlüğe karşı mücadeleye aktif olarak katılan Käsemann, tıpkı o zamanki erkek arkadaşı Sergio Bufano gibi, işkencelere katılmış bir askere suikast yapmayı reddediyor.

Käsemann liseyi bitirdikten sonra 1966’dan itibaren Berlin’deki Özgür Üniversitede sosyoloji okudu ve Sosyalist Alman Öğrenciler Birliğine (SDS) katıldı. Orada Rudi Dutschke’nin arkadaş çevresinde yer aldı. 1969’da Bolivya’ya gitti. Orada başkent La Paz’ın yoksul bir semtinde çalıştı. Sonra Latin Amerika’yı dolaştı ve 1970’de Buenos Aires’de kalmaya karar verdi. Orada iktisat okudu ve sekreterlik ve çevirmenlik yaparak geçimini sağladı. Aynı zamanda sol gruplar tarafından örgütlenen projelerde, örneğin yetişkinler için okuma-yazma kurslarında gönüllü olarak çalıştı. Politik olarak komünist ve Troçkist örgütlere yakın duruyordu. Daha Mart 1976’daki darbeden önce hükümete yakın ölüm mangaları tarafından solculara yönelik cinayetler sıklaşmıştı. Käsemann, aranan yoldaşların sahte pasaportla Arjantin’den kaçmasına yardım eden bir dayanışma ağında Diana Austin ile birlikte çalışıyordu. Ana-babasına yazdığı mektuplarda darbeden kısa bir süre önceki durumu, Almanya’nın 1933’deki durumuyla kıyaslıyordu. O Sergio Bufano’nun da yurtdışına kaçışına yardım etti. Kendisi için ise bu çıkışı reddetti. Bufano, Eric Friedler’in filminde onun Aralık 1976’da kendisine “işçi sınıfı sürgüne gitmez” dediğini anlatıyor. Gerçi kısa bir süre için yurtdışına çıkar ama  bir ay sonra Ocak 1977’de Buenos Aires’e geri döner. Sadece altı hafta sonra tutuklanır ve rejimin kurduğu gizli bir işkence merkezine götürülür. Ailesi için haftalarca arkasında hiç iz bırakmaksızın kayıp olarak kalır. Arkadaşı Diana Austin serbest bırakıldıktan sonra onun ana-babasına derhal haber verir. Alman resmi makamları 22 Mart’tan beri durumu biliyorlardı. Federal Almanya basını ilk kez 6 Nisan’da öğrencinin kaçırılmasını haberleştirir.

Alman gazeteleri onun ölümünü ise, ancak Almanya-Arjantin takımlarının dostluk maçından bir gün sonra haber verir. Belli ki, böyle bir haberin maç keyfini kaçırması istenmemiştir. Käsemann’ın ölümü hakkındaki ilk haberlerde o zaman Arjantin’in sunuş biçimi doğruluğu kontrol edilmeksizin kabullenilmiş ve bir Alman “teröristinin” silahlı bir çatışma sırasında öldüğü yazılmıştır.

“Cezasızlığa Karşı Koalisyon” içinde hukukçu olarak yıllarca Käsemann olayı ve diğerlerinin durumunun hukuksal değerlendirilmesi için mücadele eden Wolfgang Kaleck, Alman makamlarının hiçbir şey yapmaması ve suskunluğunun ana nedeni olarak şu sonuca varır: “Alman işletmeleri için kapıların açık olması isteniyordu”. O zaman Alman işletmeleri Arjantin’e başka şeylerin yanı sıra bir atom santrali, denizaltılar, panzer ve fırkateynler için malzeme ve parçalar satıyordu. Ernst Käsemann karısı Margrit ile birlikte kızlarının kaçırılmasından sonra onun kurtarılması için bir imkan aradı; büyük elçilik ve hükümetten tekrar tekrar yardım istedi. 1977’de Junge Kirche [Genç Kilise] dergisi için kaleme aldığı bir makalede şöyle yazdı: “Demokrasi gibi insanlık da bürokratik biçimde yönetiliyor ve satılan bir mercedes araba kuşkusuz bir insanın hayatından daha ağır çekiyor”.

(JUNGE WELT, 19.05.2017 tarihli nüsha, sayfa 15)