ULU ÖNDER, MİLLİ ŞEF, FÜHRER VE THE REİS

Suat Bozkuş

suatbozkus@gmail.com

twitter.com/suatbozkus

Statükoculuk ve vesayetçilik iflas etmiştir. Bunun göstergesi AKP’nin kuruluşundan bugüne izlediği macera ve geldiği noktadır.

AKP şefleri ilk yıllarında statükoya saydırıp duruyorlardı. CHP’nin tek parti diktası dönemine verip veriştiriyorlardı. Her fırsatta bu dikta dönemindeki haksızlıklara, hukuksuzluklara çakıyorlardı. Hatta Dersim soykırımı için gerekirse özür bile dileyeceklerdi

“İki ayyaşın yaptığı yasalarla bu memleket yönetilemez“di.

Kürt açılımı, Alevi açılımı, Roman açılımı, azınlıklar açılımı birbirini kovalıyordu.

12 Eylül faşist darbesinin anayasası kaldırılacak, demokratik bir anayasa yapılacaktı.

AB için gerekli hukuki değişimleri gerçekleştirmek, gümrükleri kaldırmak ve vizenin kaldırılması-serbest dolaşım konuşulur olmuştu. Hatta geçtiğimiz Haziran ayında vizelerin kaldırılmış olması gerekiyordu.

Ne var ki bütün bu konuşulanlar artık hayal gibi…

Erdoğan şefliğindeki AKP, dönüp dolaşıp CHP’yi bile aratan, vesayetçi bir diktaya dönüştü.

Kürt korkusu, Kürtleri inkar ve imha siyaseti AKP’yi de kör-kötürüm yaptı, beynini felç etti. AKP’nin vardığı yer yeşil Kemalizm ve yeşil Ergenekonculuk oldu. Bu nedenle Ergenekoncu generallerle, Bahçeli vb. ile uzlaşması-anlaşması da çok kolay oldu.

Son anayasa değişiklikleri ve başkanlık sistemi tartışmalarında bu iyice ortaya çıktı.

Önce tek parti iktidarı olmazsa huzur-kalkınma olmaz dediler. 7 Haziran’da tek parti diktası kaybedince, puşt-modern bir darbeyle seöimleri geçersiz saydılar ve 1 Kasım’da tek parti iktidarını yeniden kurdular. Ama bu da yetmedi. “Başkanlık sistemi olmazsa Türkiye bölünür“ diyerek tek adam diktasını gündeme getirdiler. Getirdikleri sistemin tartışmasını bile engelleyip her türlü hileyle meclisten geçirdiler.

Eleştirilere karşı önce Hitler anayasasına ve başkanlık modeline sarıldılar.

“Atatürk ve İnönü de partili cumhurbaşkanı değil miydi“ dediler.

Böylece kendilerini iyice ele verdiler. Zaten kurdukları sistem de CHP tek parti diktasından daha beterdir. OHAL ile birlikte keyfi bir tek adam diktası açık olarak iktidardadır. HDP ve tüm muhalifler her yöntemle susturuluyor. 16 Nisan referandumunda bu fiili durum halkın oylarıyla meşrulaştırılmak isteniyor.

CHP diktasında Ulu Önder Atatürk, Milli Şef İsmet Paşa vardı.

Alman Nazilerinin lideri Führer Hitler’di.

AKP’liler, liderlerine tam da Kasımpaşa ağzıyla REİS-Reyiz diyorlar.

Türkiye’de genellikle mafya çeteleri babalarına Reis derdi.

Basından öğrendiğimiz kadarıyla kontrgerillacı-ülkücü Abdullah Çatlı’ya da reis derlermiş.

AKP’ye verdiği destekle meşhur olan, HAYIR’cıların kanıyla banyo  yapacaklarını ilan eden mafyacı Sedat Peker’e de reis diyorlar. Ortalıkta bir çok reis cirit atıyor. Bu nedenle karışıklık olmasın diye Erdoğan’a “The REİS-The REYİZ“ demek gerek.

Ne yazık ki, tek adam diktasının huzur ve kalkınma getireceği, memleketi bölünmekten kurtaracağı iddiaları boş laflardan başka bir şey değildir.

Günümüzde demokrasiyi sindiremeyip kestirme yoldan her şeyi düzelteceğini zanneden diktatörler ülkelerini de, insanlığı da felakete sürükleyip paramparça ettiler.

Hitler’in, Mussoloni’nin, Franko’nun, Salazar’ın ve Pinochet gibilerinin sonu ortada. Onların bıraktığı sosyal enkaz demokratikleşmeyle kaldırıldı.

Çevremizde Şah, Saddam gibileri ülkelerini paramparça edip bıraktılar.

Ama Yunanistan’da yıllardır koalisyon hükümetleri var. Bazen üç ayda bir seçim yapılıp yeni hükümetler kuruluyor. Her gün grevler var. Polis ve subaylar bile grev yapıyor. Ama ne bir damla kan dökülüyor ne de Yunanistan bölünüyor.

Erdoğan, yasaklarla, zulümle ve tek adam diktasıyla vatanı-milleti kurtaracağını iddia ediyor. Ama aynı Erdoğan TC tarihinde ilk defa devletin beka sorunu olduğunu söylüyor.

Tek parti diktasının ülkeyi getirdiği nokta bellidir. Üstüne bir de tek adam diktası getirilirse, bataklığa iyice girilmiş olur.

Bu nedenle herkese, hemen, şimdi en geniş demokrasi ve tek parti-tek adam diktasına HAYIR!