DEMOKRATİK ULUSTA SAĞLIK POLİTİKALARI – III

Demokratik Ulus ve Sağlık Politikası İlke ve Esasları

(Doğal Sağlık ve Sağlık Hizmeti)

Kapitalist modernitenin dayattığı sağlık algısına ve sağlık hizmetine karşı toplumsal bellekte saklı kalan sağlık algısını ve sağlık hizmeti anlayışını gün yüzüne çıkarmak gerekmektedir. Bilimsel bir anlayışla yürütülecek bu süreci doğa ile uyumlu sağlık algısı, kullanım değeri esaslı sağlık hizmeti anlayışı açısından yaşamsaldır. Bu bakışla Doğal Sağlık anlayışı; Sağlık konusundaki toplumsal bellekle, günümüzün sağlık alanında vardığı gelişim düzeyini ekolojik-toplumcu bir perspektifle yorumlayıp, gelenek ve günceli buluşturmayı hedefler. Burada güncelden kastedilen sağlık tartışmasında ele alınan tüm çarpıklıkları dikkate alan eleştirel bir perspektiftir. Tıpkı gelenek kavramındaki çarpıtmalarda olduğu gibi güncel sağlık perspektifi ve sağlık hizmetlerinde de çarpıklıklar mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Sağlığın kendisi doğal bir kavram olmasına karşın çarpıtılmış sağlık algılarıyla içi boşaltılmış olan sağlık algısına karşın doğal sağlık tanımlanması zorunlu bir hal almış durumda olup ve bu tanımlanmaya ihtiyaç duyulmuştur. Tıpkı demokrasi, ekonomi,… gibi tanımlamaların sistem tarafından dışarıdan verilen algılarla içi boşaltıldığı gibi.

Sağlık algısındaki iktidarcı tehditlere, sağlık hizmetindeki siyasal işlevlere günümüzde sermaye birikim gücünün aracısı olma hali eklenmiştir. Bu sebeple güncel sağlıkla ilgili eleştirel bakış çok daha fazla önem kazanmıştır.

…toplumun sağlık sorunu hassas bir konudur. Sağlığın kendi öz imkanlarıyla koruyamayan toplumun temeli, varoluş ve özgürlüğü ya tehdit altındadır veya tümüyle yitirilmiştir. Sağlık bağımlılığı genel bağımlılığın bir göstergesidir. Fiziki ve ruhi sağlık sorunlarını çözmüş bir toplumun özgürleşme imkanı elinde demektir…

(Önder Apo)

Halk Sağlığı olarak da tanımlanacak olan “doğal sağlık” tanımı tüm bu toplumsal kültürle alakalı olmakla birlikte gelenek ile güncelin birikimlerinin harmanlaşmasından oluşacak bir sağlık yaklaşımıdır. En önemlisi ise devletli-sınıflı uygarlığın tüm çarpıtmalarından arınmayı önüne koyan ve başlangıca bağlılığın gereği olarak Doğal Toplumu esas alan bir anlayışı benimser.

Doğal sağlık perspektifinde sağlık üç ayrı düzlemde ele alınmaktadır:

  1. Ekolojik Düzlem;
  2. Toplumsal-Kültürel-Siyasal Düzlem;
  3. Biyolojik-Ruhsal Bütünlüklü Düzlem.

Ekolojik Düzlem; Doğanın bir parçası olan insanın doğa ile etkileşiminin sağlıkla ilişkisinin ele alınmasıdır. Ekolojik sağlıktan kasıt, doğaya olan müdahalenin  (gereksinim düzeyinden tahakküm düzeyine kadar bir geniş spektrum) doğa merkezli değerlendirilmesi; doğa tahribatının sağlıkla ilişkisi ve doğadaki değişikliklerin ve doğal olayların sağlıkla ilişkisi boyutu ile incelenmesidir.

Toplumsal, Kültürel ve Siyasal Düzlem. Bu düzlemde toplumsallaşmış varlık olan insanın toplumsal işbölümü içerisindeki konumu ile sağlık arasındaki ilişki;  toplumsal gereksinimlerle sağlık arasındaki ilişki ve siyasal durumun (bireysel ve toplumsal düzeyde) sağlıkla ilişkisi değerlendirilmesi şeklinde tanımlanabilir. Daha geniş açıdan ele alınırsa toplumsal yeniden üretim ve sağlık ve sağlık hizmeti ilişkisinin değerlendirilmesi olarak tanımlamak.

Biyolojik-Ruhsal Bütünlüklü Düzlem. Biyolojik-ruhsal bütünlük insanın bedensel (fiziksel) varlığı ile ruhsal (tinsel, zihinsel) varlığının bütünlüklü olarak ele alınmasıdır. Bedensel ve ruhsal varlık ayrı ayrı değil, birbirini ile etkileşim içerisindeki bütünlük içerisinde ele alınmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) daraltıcı perspektifi, sol alternatif tanımların üretim merkezli yaklaşımları ekolojik-toplumcu paradigmanın sağlık tanımı da zorunlu kılmaktadır. Ekolojik toplumcu perspektif açısından belirleyici olan doğa, özgürlükler, modernizmin dayattığı ikilikler ortadan kaldırılması ve toplumsal varlık olarak özgünleşmiş insan bakışının tanımın içine taşınması gerekir. Bu açıdan çeşitli tanım çabaları vardır. Alternatif tanımlar şu şekilde sıralanabilir:

  • “Ekosistemin bir parçası olan birey ve toplumun fiziksel, ruhsal, sosyal, siyasal özgürlüklerinin sürdürülme halidir”
  •  “Ekosistemin bir parçası olan toplumsallaşmış insanın-bireyin biyolojik-ruhsal bütünlüğünün iç denge içerisinde sürdürülmesi ve sosyal, siyasal özgürlüklerin sürdürülme halidir”
  •  “Ekosistemin bir parçası olan toplumsallaşmış insanın-bireyin biyolojik ruhsal bütünlüğünün iç denge içerisinde sürdürülmesi ve sosyal, siyasal özgürlüklerin kadın özgürlükçü temelde sürdürülme halidir”

Sağlıklı olabilmek için öncelikle sağlıklı bir eko-sisteme sahip olunması gerekir. Hastalık üreten, sürekli insan sağlığını bozan zihniyet ve toplumsal yaşam biçimi değişmediği sürece sağlıklı bir topluma kavuşulamayacağı bir gerçektir. Hastalıklı toplumdan sağlıklı topluma; sıkboğaz, obez, ekosistemdeki döngüsel yapıdan koparılmış, aşırı kentleşmiş toplumdan ekolojik topluma; tepeden tırnağa otoriter ve totaliter devletli toplumdan kominal demokratik ve özgür-eşit topluma doğru bir yöneliş gerçekleştirmek zorunluluktur. Aksi takdirde insan sağlığını olanaklı kılan bir toplum-doğa uyumundan bahsedilemez. Demokratik-ekolojik-kadın özgürlükçü paradigma yeni yaşam zihniyeti olarak şekillenmediği sürece yani toplum ahlaki ve politik olmadığı sürece bu sorunlarla sürekli gündemimizde yer alacaktır.

Ekosistemin korunması sağlık mühendisliği diye bilinen çevre sağlığına yönelik hizmetleri aşan bir perspektiftir. Ekosistemin korunması biyosferin korunması, yaşamın korunması ve biyo çeşitliliğin korunmasını esas alır.

İnsan merkezli doğaya bakış ile doğa korunamaz. İnsanın da doğanın bir parçası olma gerçekliği ile konu ele alınmalıdır. Bununla birlikte doğa ile evrim içerisinde birlikte gelişen bir varlık olarak insanın/insanlığın ekosistemin dünü, bugünü ilgili değerlendirme yapabilme yetisi ve yarını ile ilgili öngörülerde bulunma yetisi nedeniyle doğanın korunması açısından asli bir sorumluluğu vardır.

Çağlar boyunca hastalığın, hastanın yalnız bedenini değil, ruhunu da hesaba katarak bütün bir insanın rahatsızlığı olarak görüldüğü geleneksel halk şifacıları tarafından uygulanmıştı. Onların bedeninin, ilahlarla ilişkisi olduğu kadar fiziksel ve toplumsal çevresine de dayanıyordu. Hala dünyanın dört bir yanında çok sayıda hastaya şifa sunmakta olan bu şifacılar, değişik derecelerde bütüncül olan pek çok yaklaşımı takip ederler ve çok çeşitli tedavi teknikleri kullanırlar. Kendilerini asla biyolojik-tıbbi modelin yaptığı gibi salt fiziksel sağlıksızlıkla kısıtlamazlar. Ayinler esnasında hastalığın önemli bir öğesi olan kuruntuları gidermek ve bütün canlı organizmaların sahip bulunduğu doğal şifacı güçleri uyararak hastaya yardım etmek suretiyle hastanın ruhunu etkilemeye çalışırlar. Bu şifa törenleri genellikle şifacı ile hasta arasında güçlü bir ilişkiyi gerektirir.

Modern tıp, bedenin gitgide daha küçük parçalan üzerinde yoğunlaşmak suretiyle çoğu kez hastanın bir insan olduğunu göremez hale gelir ve sağlığı bir makina gibi çalışmaya indirgeyerek şifa olayıyla ilgilenmez. Bu, biyolojik-tıbbi yaklaşımın en ciddi yanlışlığıdır. Şifa bütün tıbbın esaslı bir yönü olduğu hemen her pratisyen hekimin bildiği bir şeyse de, olay hep “şifacı” terimine kuşkuyla bakılmış ve sağlık, şifa bulma kavramları tıp okullarında tartışmaya bile konu yapılmamıştır

Sağlıklı olma hali değişik çağlarda çeşitli anlamlar ifade etmiştir. Sağlık kavramı, tıpkı hayat kavramı gibi kesin biçimde tanımlanamaz ve gerçekte her ikisi de birbiriyle çok yakından ilişkilidir. Sağlık, bir insanın canlı organizmaya ve onun çevresiyle ilişkisine bakışına bağlıdır. Bu bakış bir kültürden diğerine, bir çağdan öbürüne değiştikçe sağlık anlayışları da değişir. Kültürel dönüşümümüzün muhtaç olduğu geniş kapsamlı sağlık kavramı bireysel, toplumsal ve ekolojik boyutları kucaklayan bir kavramdır. Bu canlı organizmalara ilişkin bir sistemler görüşünü ve ona tekabül eden bir sağlık sistemleri anlayışını öngörür.

(DSÖ) Dünya Sağlık Teşkilatınca (WHO – World Health Organization) verilen bir sağlık tanımı;  “Sağlık yalnızca hastalığın ya da sakatlığın olmayışı değil, komple bir fiziksel, zihinsel ve toplumsal (sosyal) iyi olma durumudur.” olarak tanımlıyor. Oysa böyle bir tanımlama birey toplum ilişkisini yok saymaktadır. Mevcut tanımlamada,  insanın kendi geleceğini belirlemesi için gerekli olan temel aracın yani, bahsi geçen beden, ruh ve sosyal durumun belirleyeni olan politik ve siyasal durumunun yer almaması büyük bir eksikliktir. Bununla birlikte bu yaklaşım mevcut dünya sistemi içinde yaşamayı bir zorunluluk olarak görmektedir.  Siyasal iyilik halini bir ”özgürlük” sorunu olarak ele almak gerekir.

Hem doğayı hem toplumsallaşmış insanı, kadın özgürlük tanımlarını sağlık alanıyla buluşturmak gerekir. En yalın haliyle “…sağlıklı olma hali, özgür olma halidir”… Sağlıklı olma yaşamın canlılığın, üretkenliğin sürdürülmesidir. Bireyin kendini gerçekleştirebilmesi ve yaratıcı yeteneklerini kullanabilmesidir. Birey ve toplumun siyasal, sosyal, ruhsal (zihinsel) ve fiziksel olarak özgürlüklerini sürdürebilmeleridir. Özgürlüğün prangaya alan her durum bağımlığa yol açarak birey ve toplumu sağlıksız kılar. Sağlıksızlık durumu bağımlı olma, özgür olmama olarak özetlenebilir.

Bu bakışla özgürlüklerin başında siyasal sağlık gelir. Siyasal sağlıktan kastedilen, birey ve toplum olarak özgür olma halidir. Biraz daha açarsak otorite, hiyerarşik yapılanmalar, tekçi zihniyetler, söz-yetki-karar sahibi olamama vb. birey ve toplumun özgürlüğün önündeki engellerin ortadan kaldırılmasını kapsar. Sosyal sağlık bireyin toplumsal yaşam olanaklarına sahip olmasını içerir. Bu olanaklar barınma, beslenme, sosyal güvence, eğitim, insancıl çalışma ortamı, vb. kapsar. Fiziksel ve ruhsal sağlık birbirinden ayrı ayrı değil biyolojik bütünlük içerisinde ele alınmalıdır. Fiziksel sağlık ekosistemin bir parçası olan insanın canlılık halini uyum içinde sürdürme ve sürdürebilme durumudur. Ağrısız-acısız olma hali fiziksel sağlığın en önemli bileşenidir. Yine bu kapsamda yetilerin sürdürülebilme hali de önem kazanmaktadır. Ruhsal sağlıklılık birey ve toplumun kültürel algısına ve değerlerine göre çevre ile uyumun bozulmaması olarak değerlendirilebilir. Bu uyum bireyin kendi özgünlüğü ile toplumsal yaşantının sürdürülmesini de kapsar.

En dar kapsamda sağlıklılık hayatta kalma, biyolojik bütünlüğün (fiziksel ve ruhsal) devamlılığıdır. Sağlıksızlık ise biyolojik varlıktaki düzenin bozulma hali, uyumsuzluk hali olarak ifade edilmektedir. Bununla birlikte siyasal ve toplumsal olarak sağlıklı olmayan birey ve toplumların ruhsal ve fiziksel sağlıkları kendini tam olarak gerçekleştirebilme ve yaratıcı faaliyetlerini kullanabilme olanakları yoktur.

Yaşam dönemlerine göre fiziksel sağlık değişkenlik gösterir. Yaşlanma ile birlikte biyolojik bütünlükte (fiziksel sağlık ve zihinsel değerlendirmelerde) değişkenlikler doğaldır. Hastalık ve ruhsal bozulmalar ile fiziksel sağlıklılık durumu iç içe geçmiş durumlardır. Fiziksel ve ruhsal engellere rağmen yaşam doğa ile yeni bir uyum içerisinde sürdürülür. Toplumların büyük çoğunluğu yaşama doğum-büyüme-ölüm döngüsü çerçevesinde bakar. Bu bakış doğanın bir parçası olma gerçekliği-diyalektiği ile ilgilidir. Ölüm insan bedeninin ekosistemin parçası olarak farklı bir biçimde varlığını sürdürmesi olarak değerlendirilebilir. Toplumun özgürlüğüne kavuşması ile ölüm gerçekliği ile ne kadar barışık olduğu görülecektir.

Demokratik Siyaset-Doğal Sağlık

Kürt özgürlük mücadelesi sağlık alanını, toplumu, bireyi ve doğayı bu güne kadar sömüren devletli uygarlığa itiraz etmiş, sağlıksızlığın kaynağı olan bu egemenlikçi yaşam tarzının son temsilcisi Kapitalist Moderniteyi çözümlemiş, eleştirisini yaparak yeni yaşamın nasıl olması gerektiğini tartışmış ve Demokratik Moderniteyi alternatif olarak sunmuştur. Bu nedenledir ki, Demokratik Modernitenin inşası aynı zamanda sağlıklı toplum inşasıdır, sağlıklı birey ve sağlıklı doğa demektir.

Sağlık alanındaki bağımlılığa karşı koymak, sistemle onun kuralları içinde yarışmaktan değil; yani daha büyük hastane, daha fazla ilaç ve teknoloji ve daha çok “bizim doktorumuz” olsun anlayışı yerine kapitalist modernitenin yaşamını reddetmek, demokratik moderniteyi inşa etmekten geçer. Öncelikle zihniyette bunu aşmak önemlidir. Yaratılan sağlık algısına karşı nasıl bakılması gerektiği her gün, her an anlatılarak, sağlık hakkı mücadelesini aşağıdan doğru konfederal bir örgütlenme anlayışı ile örmek gerekir. Demokratik siyasetin üç sacayağı olan

1-Yöntemin Demokratikleştirilmesi

2-Toplumun Demokratikleştirilmesi

3-Kadın Özgürlüğünün Geliştirilmesi

Sağlık alanında toplumsal bir örgütlülüğün yaratılmasında da belirleyendir.

Yöntemin Demokratikleştirilmesi; Nesne-özne ayrımının derinleşmesine karşı çıkılmalı, başta doğayı nesneleştiren “her şey insan için” anlayışı reddedilmelidir. Bununla birlikte insan bedeninin nesneleştirilmesine karşı çıkarak “hasta” merkezli modernist tıp anlayışı yerine “doğal sağlık” anlayışı geliştirilmelidir. Doğayı nesneleştiren, toplumu sağlık tüketim sarhoşluğuna sürükleyen endüstriyel tıp ile mücadele edilmelidir.

Toplumun Demokratikleştirilmesi; Bedenine yabancılaşmamış, bağımlılık ilişkilerinden arındırılmış, sağlıklı olmanın toplumsal ilişkilerin doğru kurulması ile sağlanacağı, toplum yaşamının özerkliğinin temel belirleyenlerinden birinin insan bedeninin özerkliği olduğunu bilmek demokratik toplum açısından önemli verilerdir.

Kadın Özgürlüğünün Geliştirilmesi; Sağlığın tarihi aynı zamanda kadının tarihi olmaktadır. Ana kadın dönemde sağlıklı olmanın en temel bileşeni, kadının geliştirdiği toplumsallık, aynı zamanda kadının doğa ile uyumlu deva arayışıdır. Kapitalist hegemonik döneme kadar güçlü bir şekilde kadın, bu alandaki bilgi birikimi ve karşılıksız sunduğu sağlık hizmeti ile toplumda özerk yaşam alanları, komünler, tarikatlar ve örgütlülükler yaratmıştır. Kapitalizmin inşa tarihi aynı zamanda kadının bu birikiminin “cadı avları” yoluyla gasp edilmesi, modern tıp anlayışının gelişmesi ve sağlık bilgisinin erilleşmesinin tarihidir.

Tarihsel birikimi halen yaşatan kadının bilgisini gün yüzüne çıkartarak, sağlıkta anadil sorununa da, bu topraklarda var olan birikimi, diliyle birlikte kazanmak ve sağlıkta dil sorununu bu kök üzerinden çözmek gerekir.

Doğal Sağlık Anlayışının Bileşenleri;

  1. Sağlık Hizmetlerinin Demokratikleştirilmesi
  2. Sağlığın Toplumsallaştırılması
  1. Sağlık Hizmetlerinin Demokratikleştirilmesi:
  • Sağlık hizmet üretimin metalaştırılmasının ortadan kaldırılması, doğa ve toplum yararı esas alan bir anlayışın hakim kılınması
  • Sağlık hizmetlerinin demokratik özyönetimlere bırakılması
  • Sağlık hizmetlerinin planlanması, uygulanması, değerlendirilmesi ve denetlenmesi süreçlerinin tüm aşamalarına sağlık emekçilerinin ve halkın katılımı ile ilgili mekanizmaların kurulması
  • Sağlık hizmetlerinin devlet ve iktidar odaklı siyasi hegemonyanın aracısı olmaktan çıkartılması
  • Hiyerarşik, akademi-uzman-hekim-profesyonel sağlıkçı merkezli tahakküm ilişkilerine son verilmesi
  • Sağlık hizmetlerinin finansmanın demokratikleştirilmesi (sağlık emekçisi ve halkın katılımın sağlanması)
  • Doğa ile uyumlu teknoloji kullanımın esas alınması
  • Eşit, ücretsiz, nitelikli ve anadilinde sağlık hizmeti verilmesi
  • Mevcut sağlık bilgisinin üretimin demokratikleştirilmesi, toplum yararının esas alınması, sağlık emekçilerinin ve toplumun üretilecek bilgi konusunda söz sahibi olması
  • Kolektif, toplumcu, kampüse hapsedilmemiş toplumla iç içe ve toplum sorunlarına yönelik bir tıp/sağlık eğitim anlayışının ön plana çıkartılması
  1. Sağlığın Toplumsallaştırılması;
  • Sağlık bilgisinin toplumsallaştırılması (sağlık komünleri, sağlık meclisleri, toplumcu sağlık akademileri aracılığı ile)
  • Sağlık bilgisine dayalı iktidar odaklarının (tıp endüstrisi, akademik kapitalizm, profesyoneller) yok edilerek sağlık bilgisinin tüm toplum kesimlerine ulaşmasının sağlanması
  • Sağlık bilgisinin anadilde, eril olmayan biçimde toplumla paylaşımı
  • Tarihsel sağlık bilgisi birikimine bilimsel perspektif ile sahip çıkılması
  • Sanayi, tarım ve hizmet alanlarının sağlığa ve doğaya olumsuz etkileri açısından sürekli denetimi
  • Geçimlik üretim için harcanan sürenin azaltılarak, insanın kendini gerçekleştirmesi ve yaratıcı faaliyetlerde bulunmasına yönelik olanakların zenginleştirilmesi
  • Kent ve kır ayrımın ortadan kaldırılarak yaşam alanlarının fiziksel, ruhsal, sosyal ve siyasal sağlıklarının geliştirilmesi
  • Toplumun sağlıkla ilgili kültürel dokusunun korunması ve geliştirilmesi

Doğal Sağlık Anlayışının Amaçları:

….. Sömürge toplumların yaygın hastalığı yaşadıkları sömürge rejimiyle bağlantılıdır. Kendi sağlık kurumlarını, uzmanlarını oluşturmak, toplumun temel hak ve görevi olarak görülmelidir. İktidar ve devletin bu görevi elinden alınması ve tekelleştirmesi toplum sağlığına büyük bir darbedir. Sağlık hakkı mücadelesi kendine saygı ve özgürlüğü konusundaki hassasiyettir.

(Önder Apo)

Amaç; Evrensel, ulaşılabilir, anadilde, ücretsiz, kadın eksenli, toplumcu, ekolojik bir sağlık algısını toplumsallaştırılmış sağlık bilgisi ile demokratik, otonom bir sağlık hizmeti algısını ‘’doğal sağlık’ kavramı üzerinden tartışmaya açmak ve yaşamsal kılmaktır. İnsan-doğa karşıtlığına düşmeksizin, insanın doğanın bir parçası olacağı anlayışı ile devam ettirilen sağlık tartışması ile sağlıklı bir ekosisteme vurgu yapılarak; hastalık üreten, sürekli insan sağlığını bozan zihniyet ve toplumsal yaşam biçimi değişmediği sürece sağlıklı bir topluma kavuşulamayacağının altı çizilmiştir. Demokratik-Ekolojik-Kadın Özgürlükçü paradigmanın esas alındığı ahlaki ve politik toplum için özgürlük temelli bir sağlık perspektifi ile yürüneceğidir. Sağlık hizmetinin demokratikleştirilmesi, özgürleştirilmesi; sağlık bilgisinin toplumsallaştırılması, bilgi üretimin demokratikleştirilmesi ve özgürleşmesi; Emeğin Özgürleşmesi; Kadının Özgürleşmesi; Toplumun Özgürleşmesi Ve Doğanın Özgürleş(tiril)mesini vazgeçilmez gören ekolojik toplumcu sağlık perspektifi tartışmaya açılmıştır.

Doğal Sağlık Anlayışının Esasları;

Kullanım Değeri Esaslı Toplumsal Yapı: –Doğayı ve toplumsal yarar esaslı toplumsal ilişkileri, özgür bireyin  yaratıcı ve estetik faaliyetleri olanakların artırılmasını hedefleyen demokratik komünal bir toplum inşa süreci olarak sağlık algısı ve sağlık hizmetini ele alır. Bu toplumda doğa ve toplum yararına gözeten kullanım değerine dayalı üretim anlayışı egemendir.

Toplumsallık: Yerelliği esas alarak evrensel bir toplumsallığı geliştirmek. Sağlıklılık ancak toplumsal yaşamın doğru örgütlenmesi ile sağlanır. Toplumsallık A’dan Z’ye tüm yaşamın demokratik ilkeler çerçevesinde örgütlenmesidir. Komünalite kavramı ile ilişkilendirerek toplumsallık ilkesi ele alınmalıdır. Kominalite, toplumun hayati çıkarlarının savunulması ve tüm yaşamın demokratik ilkeler ile örgütlenmesi olarak ifade edilebilir. Kominalite aynı zamanda toplumun her koşul altında toplumsal niteliğini veya varoluşunu sürdürebilmesi için yapılan özgürlük, eşitlik ve demokratikleşme eylemliliği demektir.

Amatörlük ve Otonomi (Özerklik): Sağlık bilgisinin üretiminin, aktarılmasının ve paylaşılmasının toplumsallaştırılması, doğal sağlığın en önemli belirleyenidir. Bireyin, toplumun ve doğanın sağlıklı olma durumunu sağlığın alımı ve sunumu üzerinden bir ilişki ile değil, kendini-toplumu ve doğayı sağlıklı kılma ve sağlıklı olma halini sürdürme üzerinden değerlendiren, sağlık alımı ve sunumu arasındaki geçişi en aza indirgeyen, sağlığı alınıp verilecek bir meta üretimi sarmalından çıkararak, sağlıkta bilgi tekelini ortadan kaldıran bir yaklaşımı benimser.

Meta Dışılaştırılmış Sağlık Hizmeti: Metalaştırılmış sağlığın kendisi bir hastalıktır. Bu da sağlıklı olmayı değil sağlıksız olmayı gerektirir ki piyasa kuralları işleyebilsin. Sağlıksızlık üretir, hastalık üretir, sağlığı alım-sunum üzerinden metalaştırılmış müşteriler yaratır. Pazar ilişkisinden arındırılmadan, metalaştırılmış sağlık anlayışını red etmeden doğru bir sağlık tanımı yapılamaz.

Kültürel Sağlık: Geleneğin birikimini bilimin verileri ile birlikte ele alıp geliştirmek, aynı zamanda kültürel sağlık birikimine sahip çıkmak. Sağlık algısı ve sağlık hizmeti ile ilgili tarihsel birikimi gören, reddetmeyen, içererek aşan bir tarz. Kapitalist modernitenin erilleştirdiği, kadınların yüzyıllarca biriktirdiği sağlık bilgisinin, tekleştirdiği, dar akademik sınırlara hapsedilen, ötekileştirilen toplumsal sağlık bilgisini aşan bir sağlık bilgisini oluşturmak. Ekolojik toplumcu perspektifli sağlık anlayışının inşası için “kültürel sağlık direnişi” yaşamsaldır. Kapitalist modernitenin ulus-devlet aracılığıyla yok sayılan, baskı asimilasyon yoluyla bir başkası olmaya zorlanan, gelişim potansiyeli engellenen birey ve toplum kültürüne; diline, yaşam biçimine ve yaşam döngüsüne (toplumsal yaşamına) sahip çıkarak kültürel çeşitliliğin yaşatılması geliştirilmesi sağlık için esastır. Kültürel çeşitliliğe sahip çıkma, kültürel çeşitliğe gömülü sağlık bilgisine sahip çıkma demektir.

Her canlının ekolojik bir imzası vardır; insanın imzası da toplumsallık, dil, kültür gibi türümüze özgü özelliklerdir. (Kovel, s:41)

Alternatif bir sağlık anlayışını etkin hale getirmek için yerel bütün öğeleri içeren kültür ve gelenek gibi olguları kar amacı gütmeyen insan odaklı olarak yeniden tanımlamak ve yapılandırmak gerekmektedir. Bu da; genelde dünya toplumlarının özelde ise kendi toplumumuzun tarihsel sağlık birikimine sahip çıkan, zenginleştiren ve piyasa amaçlı kullanımına karşı durarak, uygulamalı olarak geleceğe aktarılmasına dayanır. Bu aktarım eylemi kültürün her bir öğesinin uygulayıcılarının nesilden nesile gerek sözsel gerekse yazılı olarak ortaya koydukları uygulama sürecidir.

“Geleneğin Başkaldırısı Olarak Kültürel Hareketler ‘’Tüm tarihsel varlıkların, kültür ve geleneklerin ciddi bir tarihsel-toplum anlamı olmayan, son tahlilde modernitenin ticari, endüstriyel ve finansal tekellerin iktidar tekelleriyle ulus-devlet olarak yoğunlaşmasının örtüsü olarak kullanılan ‘tek dil, tek bayrak, tek ulus, tek vatan, tek devlet, tek marş, tek kültür‘ milliyetçiliğine kurban edilmesi demek olan bu süreç, yaklaşık iki yüz yıl bütün hızıyla sürdü. Tarihin belki de en uzun süreli, en şiddetli savaş dönemi olan bu süreç, en büyük tahribatını binlerce yıllık kültür ve gelenekler üzerinde gösterdi. Azami örgütlenmiş tekelciliğin kâr hırsı hiçbir kutsal gelenek ve kültüre acımadı.’’ ‘’Zaten gelenek ve kültürün kendisi direniş demektir. Fırsat buldular mı, daha yoğun direniş sergilemeleri özleri gereğidir. Bastırmak, hatta asimile etmek bitmeleri anlamına gelmez. Kültürlerin direnişi kayaları delerek varlıklarını kanıtlayan çiçekler misalini andırır. Kendilerinin üzerine geçirilen modernite betonlarını parçalayarak tekrar gün ışığına çıkmaları bu gerçekliği kanıtlar‘’.

Önder Apo

ROJAVA SAĞLIK KOMİTESİ