ÊZÎDÎLIK

162

İslamiyet’in Kürdistan’a yayılması döneminde heterodoks mezhepler de gelişmiştir. Bunlar İslami kabul edilmeyen, ama İslam’la beraber ortaya çıkan mezhep ve dinlerdir. Alevilik, En-el Hakçılık, biraz farkli da olsa Êzîdîlik vb.leridir.

ABDULLAH ÖCALAN SOSYAL BİLİMLER AKADEMİSİ

Êzîdî dininin hemen hemen hiç anlaşılmadığı kanısı güçlüdür. Êzîdî kelimesinin kökeni büyük bir ihtimalle Yazata‘dan geliyor ki anlamı “Tanrı”dır. Son dönemlerde bu dinin adı olarak ön plana çıkarılan ”Ezdi”, ”Êzîdî” kelimesinin, Yazata’nın değişik lehçelerde söylenişinden geldiğini sasvunanlar gibi Êzîdî adının eski Aryen inançlarındaki İyilik Tanrısı İzd ya da Yeda‘dan geldiğini de savunanlar vardır. Bu isim, Müslümanlara ve Mazdacılara rağmen kendilerine verilmiştir. Din ve Ahlak Ansiklopedisi, bu dinin mensuplarının Hazreti Muhammed ve Hazreti İbrahim’i peygamber olarak kabul ettiklerini, Hazreti İsa’yı ise insan kılığına girmiş olan bir melek saydıklarını kaydeder. Zaman içinde bölgedeki dinlerden etkilenen ve bir zamanlar, merkezi hükümetlerin kahredici baskıları sonucu çoğu üyeleri okuma yazma bilmeyen cesur Kürt insanlarının bu bölümü, Osmanlılar tarafından; “askere gitmeyi reddettikleri” gerekçesiyle geniş ölçüde bir çok yere sürülmüş katliamlardan geçirilmişlerdir. Karma sentezli bir dinin mensubu olan Êzîdî’lerin Arap, Kürt ve Asur kökenli oldukları ileri sürülsede, Êzîdîler Kürt orijinli dini bir topluluktur. Êzîdî inancı, Hariciliğin İbadiye kolundan ayrıldığı söylenen Yezid bin Ebi Uneyse’den ciddi anlamda etkilenmiştir. Ancak Êzîdîliğin, Emevi soyundan ünlü mutavassif Şêx Adîy bîn Mûsafîr’le bağı tartışmasızdır. İslamiyet’in Kürdistan’a yayılmasından sonra direniş içerisine giren Aryan kökenli Kürt etnitesinin dinsel orijinli etnik direniş tutumudur. Daha çok Zerdüştilik, Manicilik, Hıristiyanlık ile kısmen Hinduizm’in sentezinden oluşmaktadır. İslami etkiler de mevcuttur. Ama öz olarak İslamiyet’e karşı kendisini koruma refleksidir. Reber Apo “İslam ordularına karşı en büyük direnişi gerçekleştiren ve yıllarca süren, ardı arkası kesilmeyen isyanlarla özüne sahip çıkanlar dağlık alanlara yerleşmiş olan Êzîdîlerle Aleviler olur. Bu direniş esasında özüne sahip çıkan Kürtlüğün ifadesidir. Çünkü binlerce yıllık geçmişiyle uygarlık yaratmış olan bir halkın zorlu da olsa teslim alınması hiçte kolay olamayacaktı. Köklü tarihini kendine dayanak yapan halkın bu ana kitlesi diğer halkları da kendi yanında çekerek doğal eritme sürecini yaşatır. Kürt sosyal yaşamının eşit ve özgür yanlarıyla insanın doğasına en yakın konumunu halen koruyor olması, diğer halkları da kendine çekmekte ve diğer baskıcı zülumkar ve insanın doğasına aykırı yaşam tarzları karşısında çekim merkezi olmaktadır” demektedir.

İslamiyet’in Kürdistan’a yayılması döneminde Heterodoks mezhepler de gelişmiştir. Bunlar İslami kabul edilmeyen, ama İslam’la beraber ortaya çıkan mezhep ve dinlerdir. Alevilik, En el Hakçılık, biraz farkli da olsas Êzîdîlik vb.dir. Resmi İslami mezheplerdeki farklılaşma ilkelerde ciddi bir ayrışmaya dayanmamaktadır. Daha çok yerel egemenlerin kendi hâkimiyetlerini sağlamak için oluşturdukları mezheplerdir. Bunlar içinde de tarikatçılık vardır. Bu tarikatçılıkta hem mezhebin ayrı olması meşrulaştırılır. Hem de yerel inancın etkileri kısmen yaşatılır. Bunun dışında Zerdüştlüğün devamı olarak daralarak, zayıflayarak da olsa Êzîdîlik varlığını sürdürmüş ve objektif olarak direniş pozisyonunda olmuştur. Yani kısacası Kürdistan’da çeşitli mezhep ve inanışlara da dayanan ya da muhalif tarikatlaşmalar şeklinde de olsa ezilen kesimlerin mücadeleleri her dönemde var olmuştur. Özellikle de Ortadoğu’ya has olan Heterodoks inançlara dayanarak mücadele etme geleneği Kürdistan’da oldukça yoğunlaşmış ve günümüze kadar gelmiştir. Hatta Kürtler arasında hala ortak bir dinsel inanışın olmamasında bu etkenin payı belirleyicidir.

yezidi4

Kısa Tarihçe

Günümüzdeki Êzîdîlik inancının öncülü Şeyh Adiy’in Adaviler (Adaviyye) tarikatıdır. Êzîdîlerce, Êzîdî inanç sisteminin kurucusu ve peygamberi olarak kabul edilen Şeyh Adiy Bin Musafır, aslında Kadiri tarikatının kurucusu Abdülkadir Geylani ile birlikte İslam alimi İmam Gazeli’den ders almış; Müslüman inançlı bir sufi olarak kabul edilmekteydi. 1072 yılında dogan Şeyh Adiy, 1116 yılından , öldüğü 1162 yılına kadar Laleş Vadisi’ndeki (Güney Kürdistan’daki Duhok İli’nin yaklaşık 29 km. doğusunda, Musul’un da 57 km. kuzeyindedir) eski bir Hıristiyan manastırını dergaha çevirerek mürit yetiştirmiştir. Adiy Bin Musafir 1162 yılında öldüğü zaman Laleş’teki dergâhına gömülmüş ve türbesi çok geçmeden hac ziyareti için gelinen tapınağa dönüştürülmüştür. Tarikat ise Adavilik ve daha sonra Sehbetilik diye adlandırılmıştır. Adaviliğin antik inançlarla sentezlenmesi ve Hakkari yöresindeki aşiretler arasında yaygınlaşması, tarikatın başına geçen Şeyh Adiy’in torunu Hasan bin Adiy döneminde olmuştur. Şeyh Adi’nin ölümünden sonrada Sunni yoruma karşı direniş sürmüş, Musul atabeyi Bedrettin Lulu katliamların öncülüğünü yapmıştır. Musul çevresinde, İslamiyet’e karşı inanç direnişini sürdüren Êzîdî şeyhi Hasan Bin Adiyy’i 1246 da yakalatıp Musul kalesinde boğdurtmuş, sonraki dönemde Êzîdî mensuplarına karşı tam bir kitle kıyımına girişmiştir. Çetin gecen savaştan sonra Adavi Kürtleri yenildi, kimisi öldürüldü, geriye kalanlar köle olarak satılmak üzere esir alındı. Lulu, öldürdüklerinden 100 kişiyi çarmıha gerdirdi,100 kadar kişininde kellesini uçurdu. Êzîdî cemaatinden geriye kalanların kol ve bacaklarının kesilmesini emretti. Sonra canı çekilmiş olanları Êzîdî emiri’nin kapısına attırdı. Şeyh Adi yi mezarından çıkararak kemiklerinin yakılması için adamlarına gönderdi. Moğolların bölgeyi istilasından sonra 13 ve 14. yy.da bölgedeki otorite boşluğundan yararlanan Êzîdîlik inancı, Musul, Hakkari, Botan çayı yöresi, Cizre, Nusaybin, Mardin, Van ve Urmiye’deki Kürtler arasında kök salmıştır. 1415 yılına kadar sessizce gelişimini sürdüren ancak bu tarihten itibaren tam bir gelimse kazanmaya başlayan ve bilahare Êzîdîlik adını alan, Şeyh Adiy’in öğretisinin öncülü olduğu bu yeni dinin sembolü, Melek-i Tavus kuşudur. Êzîdîlik konusunda gerek Müslümanlar ve gerekse de 18 ve 19. yy.larda bölgeye gelen Hıristiyan misyonerler pek bir şey öğrenememişlerdir. Çünkü baskılardan dolayı yazılı kaynaklardan çok sözlü kaynaklara dayanmışlardır. Bu sözlü gelenek daha çok Kürt tarihinden kaynağını almaktadır. Öyleki Ezdiligin kökenlerinin bu noktada tartışılmasına dahi yol açmaktadır. Örnek verecek olursak tarihte özellikle Medyalıların çekindikleri ve “Daeva” olarak niteledikleri pek çok “şer gücü” vardı. Bunların arasında “geçirilmiş kötü bir mevsim” (Dujyairya), öfke veya cinsel arzu (aeşma) ve ejderha (aji), ölüm (sauru), hastalık (tauru), çöküntü (zairi), kötünün işçisi (akataşa), Kötü Vayu, yara (xru), intikam tahrikçisi (kapasti) vs. olgulardan hareketle, Jackson (1898) ve Moulton (1913) bugünkü bir kısım Kürtler’in, yani Êzîdîler’in eski dinlerinin bir nevi Daiva-yasnaizm olduğunu öne sürüyorlar. Şeref Xan ise, Şerefname’sinde Zaza Kürtleri’nin, kendisinin yaşadığı dönemde bile (16. yüzyıl) hala tümüyle bu dini sürdürmeye devam ettikleri iddia etmektedirler. Tarih içinde gerek Zarathustracılar’ın ve gerekse Müslümanların şiddetli baskılarına rağmen, Kürtlerin bir kısmının Daeva-Yasnacı bir dini; yani, Zerdüştizm’le karıştırdıkları dinlerini bugünlere kadar taşıyabildiklerini söylemektedirler. Baskılar onlara gizliliği öğretmiş, sırrı olmanın kendilerinin hayatta kalmalarıyla eşdeğerli olduğunu görmüşlerdir. Esas olarak bu durum Êzîdîliğin gelişiminde bir faktör olsa da, Êzîdîlik Şeyh Adiyy tarafından tarihsel ve güncel koşullar çerçevesinde güncellenmiştir. Êzîdîlik nasıl bir tarihsel gelişim olursa olsun, özünde ciddi bir direniş nüvesi taşıdığı görülmektedir.

Temel İnançları

Kısaca başlıklar halinde verirsek;

  • Dünya sonsuzdur, dünyayı yaratan tanrı onu asla yıkmaz.
  • Doğanın korunması ve doğaya saygıyı benimserler.
  • Günde üç defa güneşe dönerek ibadet edilir.
  • Çarşamba gününü dinlenme günü olarak kabul ederler çünkü Melek-i Tavus’un yaratıldığı gün, ilk iki insanın yaratıldığı gün ve Şahid bin Car’ın meydana geldiği gündür çarşamba.
  • Sonradan Êzîdî olmaya izin verilmez.
  • Şeytan’ın adını telaffuz etmek haramdır.
  • Şeytan’ın adını anımsatan kelimeleri anmak (Kitan, Şar, Şat, Mel’un, Na’l, Lucifer) haramdır.

2334673-mavi-tavus-kusu

Êzîdîlik; – Eski putperestliğe, – Zerdüştlüğe (iyilik ve kötülüğün mücadelesi), – Maniliğe (İrfan), – Yahudiliğe (Beslenme ile ilgili hükümler, haram yiyecekler), – Hıristiyanlığa (Vaftiz, nikahta ekmek ve şarap ayini, evlenmelerde kiliseleri ziyaret, şarap içmek), – İslamiyet’te (Sünnet, oruç, kurban, hac, mezar taslarında İslam ‘i kitabeler) – Sufi-Rafıziliğe (İnancın gizliliği, vecd, şeyhe saygı), – Sabiiliğe (tenasuh ve ruh göçü), – Samaniliğe (gömme adeti, rüya tabiri ve dans), – Paganizme (Ay ve güneşe tapma) ait Bazı unsurları ihtiva eden ve kökeni senteze dayanan bir inanç sistemidir. Maniheizmin farklı bir versiyonu gibidir. Êzîdîlik inancında Tanrı, dünyanın koruyucusu değil sadece yaratıcısıdır. O, faal değildir ve dünya ile ilgilenmemektedir. Tanrı iradesinin faal ve yürütücü uzvu, Tanrı’nın ikinci şahsiyeti olan “Melek-i Tavus”tur. Melek-i Tavus, Tanrı ile bir, çözülmez bir şekilde Tanrı’ya bağlıdır. Bu anlamda Êzîdîler, tek tanrılı olarak kabul edilebilirler. Ancak Êzîdî inancında, Tanrı ile insan arasında vasıta olarak hizmet gören yari ilahlar bulunmaktadır. Êzîdîlere göre; Melek-i Tavus, bir iyilik tanrısıdır. Êzîdîler şeytana, tövbe etmesi sebebiyle Tanrı tarafından bağışlanan gözden düşmüş bir melek olarak bakarlar. Şeytanın adının, Tanrı olarak söylenmesi yasaktır. Êzîdîler, geleneksel manada ne cehenneme, ne cehennem azabına ne de şeytana inanırlar. Êzîdî inancına göre; ruh, ölümden sonra başka gövdelere geçerek varlığını sürdürmektedir. Güneş, ay ve yıldızlar ışık saçtıklarından dolayı kutsaldır. Çünkü Melek-i Tavus da bir ışık kaynağıdır. Êzîdî topluluğu, Adem ile Havva soyundan değil “Cebbar bin Şehid” adlı başka bir yüce varlıktan türemiştir. Êzîdîler her çağda yeni bir peygamber gönderileceğine, her yerde bulunan Melek-i Tavus’un bütün Êzîdîleri koruyacağına ve kurtaracağına inanmaktadırlar. Mushaf-ı Reş’te, “Tanrımız; “Şeytan”ın adını ya da onu anımsatan sözcükleri zikretmek yanlıştır” diye buyrulduğundan Êzîdîler, Tanrı-melek mertebesine koydukları “Şeytan”ın adını anmadan, onun için “İsmi güzel melek” derler. Ayrıca “kaytan, şer, melun, lanet” gibi kelimeleri de kullanmazlar. Êzîdîler için ateş, nur yani ışık saçan bir kaynak olduğu için kutsanır ve ona asla tükürülmez. Êzîdîler, bazı besin maddelerini yemez, bazı renkleri tercih ederler. Beyaz, kahverengi, kırmızı, yeşil ve siyah kutsal sayılmakta mavi renge ise itibar edilmemektedir. Beyaz giysi, temizliği simgelemekte; kadınlar mutlaka beyaz iç çamaşırı giymekte; erkekler öldüklerinde yüce makama temiz çıksınlar diye beyaz giysiyle gömülmektedirler. Êzîdîlerde temel haram yiyecek, maruldur. Buna börülce, salatalık, lahana gibi sebzeler ile balık, geyik ve horoz eti de eklenebilir

Êzîdîlerin yerine getirmeleri şart olan dini vecibeleri “Şahadet, Namaz (Ibadet), Oruç, Zekât Ve Hac”dır. Onlara göre tanrının birçok ismi vardır. Bunların en güzeli ve en çok kullanılanı “Hüda” olanıdır.

Êzîdîlerde zekat müritlerin gelirlerinin % 10’u şeyhlere, % 5 pîre ve % 2.5’ini fakire vermekten oluşur. 15-20 Eylül tarihleri arasında Güney Kürdistan’da bulunan Şeyh Adiy’in mabedine yapılan hac, Êzîdîler için yapılması şart olan dini ve milli bir vazifedir. Şeyh Adiy’in sandukasını üç kez tavaf edip kaideye yüz süren her Êzîdî, hacı olmuş sayılır.

Êzîdîlerin güneş doğarken ve batarken ona doğru yönelerek dua okuma adetleri, güneşe ve aya taptıklarına dair yanlış bir anlaşılmaya sebep olmuştur. Gerçekte bu duanın nedeni Êzîdîlerce Tanrı (Melek-i Tavus)’nın, “Ay ve karanlığın” ve “Güneş ve aydınlığın” efendisi olarak kabul edilmesidir.

ezidilik6

Êzîdî duaları dört tanedir. Bunlar ;

1. Sabah duası,

2. Evger duası: Bu da sabahları okunur,

3. Güneş batışı duası: Buna güneş duası da denir.

4. Aksam duası: Buna şahadet duası da denir. Yatağa yatınca okunur. Bu dua Melek-i Tavus’a yapılıp yedi meleğe hitap edilir.

dua

Bayramlar Êzîdî kutsal kitabına göre, çarşamba dinlenme günüdür.

Êzîdîlerin önem verdikleri dört dini bayramları vardır;

1. Ser-e Sale (Çarşema Sor) Bayramı

Seresale, Sersaliya da denilen bu bayram Nisan ayinin ilk Çarşamba günü kutlanır. Bugün meleklerin gece boyunca bereket dağıttıklarına inanılır. Êzîdîlerin yaşadıkları her köyde ve yerleşim birimlerinde kutlanan bu bayramın ön hazırlığı olarak aile mezarları ziyaret edilerek mezar taşlarının üzerine yolu oradan geçenlerin yemesi için değişik yiyecekler konur.

2. Yaz Bayramı (Cejna Havine)

Temmuz’un 18 ile 21’i arasında Güney Kürdistan’ın Laleş bölgesinde kutlanan bu bayrama Şeyh Adiy Bayramı, Kırk Gün Bayramı da denir. Yaz orucunun tamamlandığı günün ertesinde başlar.

3. Cemaat Bayramı

Şeyh Adiy’in bir araya getirdiği ilk cemaatin anısına 6-13 Ekim tarihleri arasında kutlanan bu bayrama katılmak Êzîdî inancına göre hac farizası sayılır ve her Êzîdî için bir borçtur.

4. Doğum Bayramı

Êzîdîlerin dördüncü bayramı herkesin üç gün oruç tutarak karşıladığı 1 Aralık sabahı başlayıp aksamı biten Halife ezid’in doğum günü olarak anılan bayramdır. Êzîdîler Ayrıca Müslüman ve Hıristiyan komşularıyla birlikte onların Hıdrellez ve Aziz Sergius Yortusu gibi bayram ve yortulara da katılırlar. Êzîdîlerde geleneksel bir biçimde 21 Mart’ta kutlanan Newroz Bayramı dini ve folklorik bir nitelik taşır.

untitled-11

Ahret Kardeşliği

Her Êzîdî’nin bir ahiren kardeşi ile bir ahiret bacısı olması mecburidir. Ahret kardeşliği her defasında el öpmeyi ve ölümde yardım etmeyi emreder.

Vaftiz

Êzîdî çocukları doğduktan 40 gün sonra bazı yerlerde de doğumun ilk haftasında Pirler tarafından Şeyh Adiy’in mabedindeki zemzem suyuna üç defa daldırılmak suretiyle vaftiz edilirler. Laleş’in dışında yasayan Êzîdîler için kavvallar tarafından getirilen vaftiz suyu kullanılır.

Sünnet ve Kirvelik

Çocuk vaftiz edildikten bir hafta sonra vaftizi yapan Şeyh veya Pir tarafından sünnet edilir. Bu âdete, güney Kürdistan”da karif” denilmekte ve Êzîdî çocuğu komşu veya dost bir Müslüman kirvenin dizine yatırılarak sünnet işlemi gerçekleştirilmektedir. Kirveliğin Êzîdîlerde çok önemli bir yeri vardır. Başka dinden olanların kirve yapılması ile o dinin mensuplarıyla dostluk köprüsü oluşturulmakta, muhtemel düşmanlıklar önlenmektedir.

Ölüm ve Cenaze

Töreni Êzîdîler birinin vefatında ölünün kıymetli elbiselerini bir ağaç parçasına giydirip, kokular sürüp süsledikten sonra etrafında dönerler. Bu arada ölünün iyiliklerinden bahsedip ağlayarak dövünürler. Bu tören, üç gün devam eder. Ölen Êzîdî, yüksek sesle salâvat getirilerek ahiret kardeşinin huzurunda Êzîdî şeyhi tarafından yıkanır. Ölünün ağzına, kulaklarına, gözlerine ve kalbinin üzerine Şeyh Adiy’in türbesinin toprağından yapılmış çamur sürülerek kolları çapraz vaziyette, başı doğu istikametinde gömülür. Ölümün 3, 7 ve 40. günleri ile yıl dönümlerinde anma törenleri düzenlenir, Êzîdî yoksullarına yiyecekler ve sadaka verilir. Ölümünden sonra bir din adamı veya bir koçak tarafından görülen rüyanın yorumu yapılarak ölenin ruhunun yeniden doğması meselesi çözülmeye çalışılır.

Êzîdîlerin ölü gömüldükten sonra mezar başında ölüye hitaben yaptıkları telkin duası çok ilginçtir. Êzîdîlerin telkin duası şu şekildedir: “Ey ölü kişi! Gelecektir üzerine Münker ve Nekir melekleri! Sana soracaklar: hangi dindensin? Sen, de ki ben Êzîdîyim. Şeyhim, Şeyh Adiy’dir.”

İnanç sistemi üzerinde durmamızın sebebi, hem toplumsal düzeyde inancın yarattığı derin etkileri hemde geçmiş dini inanışların zaman içerisinde nasıl dönüşümler geçirdiğini ortaya koymak içindir. Özellikle Êzîdîlikte derin bir toplumsallıkla birlikte ahlaki politik toplumun nüvelerini görmek mümkündür.

yezidiler-kimdir-kim-bu-ezidiler-dogrusu-ezidi-6377432_1628_o

Êzîdîlikte toplumsal sistem:

Êzîdîler, müritler ve ruhaniler olmak üzere iki toplumdan oluşmuştur.

1. Müritler

Êzîdî toplumunun en büyük kastını oluştururlar. Her Êzîdî, her gün elini öpmek, yanında şarapla orucunu bozmak, hacla ilgili her türlü hizmetini yerine getirmek mecburiyetinde olduğu bir şeyh ya da pirin mürididir. Köylerde çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşan müritlerin görevleri kendi üstlerindeki sınıflara hizmet etmek ve vergi vermektir.

2. Ruhaniler (Ruhan, Kahane, Rahip)

Bunlara olağanüstü saygı gösterilir. Bazı hallerde ruhanilik ırsi olarak kadınlara da geçebilmektedir. Ruhaniler (Rahip) aşağıdaki altı sınıfa ayrılmışlardır:

a.Mirler:

Şeyh Adiy’nin mirasçılarıdırlar. En üst tabakayı oluşturur. Êzîdîlerde emirlik, babadan oğla geçmektedir

b.Şeyhler

Şeyh Adiy’in müritlerinden veya kardeşlerinin soyundan olmaları gerekir. Beyaz bir elbise giyip, siyah bir sarık sararlar; evleri Êzîdîler için mabet olarak kabul edilir. Okuma-yazma işleriyle uğraşırlar, cenaze törenlerini yönetirler. Oruçta, bayramlarda, evlenmelerde ve sünnet merasimlerinde de görev yaparlar.

c.Pirler

Şeyhlerden sonra Êzîdîlere yol gösteren yaşlı ruhanilerdir. Elbiseleri siyah olup başlarına siyah veya kırmızı tüylü sarık takarlar. Hacca gelenlerin yiyecek, içecek ve diğer ihtiyaçlarının karşılanması bunların görevi olup, dini törenlerin düzenlenmesinde şeyhlere yardım ederler. Şeyhler ve pirler, dokunulmazlık haklarına sahip ruhani reislerdir. Vazifeleri, müritlerini ve cemaatlerini kötülükten uzak tutmaktır. Bayram günlerinde, oruçlarda, evlenme ve ölümlerde, vaftiz, sünnet ve hastalıkların tedavisinde dini görevleri yerine getirirler.

d.Fakirler veya Karabaşlar

Sadaka ile dünyevi zevklerden kaçınan fakirler, aileler arasında arabulucu ve barışı sağlayıcı olarak Êzîdî toplumunda görev yaparlar.

e.Kavvallar

Bunlar Şeyh Adiy bin Musafir’in türbesi civarında oturan görevlilerdir.Dini bayramlarda ve dinsel törenlerde ilahiler söyleyip çalgı çalarak ruhanilere hizmet ederler. Kavvallar, Êzîdîler arasında birliği sağlamak, imanı kuvvetlendirmek ve köy halkının verdiği zekatı toplamak amacıyla Êzîdî sancakları (Melek-i Tavus’un heykeli) ile yılda bir defa köyleri dolaşırlar.

f.Kuçekler

Laleş bölgesinde oturan Kuçeklerin sayıları azdır. Şeyh Adiy’in türbesinde hizmet ederler. Kavvallara yardımcı olarak köylere gezilerde, sancakları (Melek-i Tavus heykeli) taşırlar.

g.Çömezler (Avhan veya Avanlar)

Ruhanilerin en alt tabakasını oluşturur. Şeyh Adiy’in türbesinin bakım ve temizliğinden sorumludurlar.

fft99_mf4651104Kutsal Kitapları

Êzîdîlerin Kitab-al Cilva (Kitab-i Celve) ve Mushâf-ı Reş (Mushâf-i Reş – Kara Kitap) olmak üzere iki mukaddes kitabı vardır. Kitapların yazım dili Kürtçedir.

Kitab-al Cilva (Kitab-i Celve)

Melek-i Tavus tarafından Êzîdîlerin kurtuluşu için “Tecelli Vahiy kitabi” olup beş bölümden ibarettir. Bu bölümlerden;

Birincisinde: Melek-i Tavus’un vazifesinin insanları ıslah ve onlara yardımcı olduğu,

Ikincisinde: Melek-i Tavus’un insanları istediği şekilde cezalandırıp, mükâfatlandırdığı, arzın altına ve üstüne hükmettiği ifade edilmektedir.

Üçüncüsünde: kâinattaki bütün mahlûkatların, Melek-i Tavus’un hâkimiyeti altında olduğu,

Dördüncüsünde: Melek-i Tavus’un haklarını başka ilahlara vermeyeceğini, Müslüman, Yahudi ve Hıristiyanların onun inançlarından kendilerine uygun düşenleri alıp, diğerlerini bozduğu,

Beşincisinde: Şahsına ve resmine saygıda bulunulması ve inançları ile eşyasının olduğu gibi korunması emredilmektedir.

Mushaf-ı Reş (Mushaf-i Reş – Kara Kitap)

Yaratılış nazariyelerinin anlatıldığı yeryüzüne ait bir kitap olup Êzîdîlere dair geçmişteki olaylar ile Êzîdîlik adabını içerir. Ayrıca Kara Kitap’ta renkler ve yiyeceklerle ilgili bazı yasaklar da yer almıştır.

Beş bölümden oluşur.

Birinci Bölüm: Melek-i Tavus’un ezeli oluşu ve sıfatları. Diğer dinlerin artık hükümsüz oluşu ve kitaplarının geçercililiğini yitirmiş olduğu.

İkinci Bölüm: Ödül ve Ceza, Reenkarnasyon.

Üçüncü Bölüm: Her şeyin Melek-i Tavus’un denetiminde olduğunu anlatan bölüm.

Dördüncü Bölüm: Mevsimler, yasalar ile ilgili bilgiler ve yabancı inançlara kapılmamak gerektiğine dair uyarılar.

Beşinci Bölüm: Kendisini simgeleyen kavramlara saygılı olmayı buyuran bölüm.

Êzîdîlik bir bütün olarak değerlendirildiğinde, bir çok ahlaki politik toplumun yaşayış kurallarını almasına rağmen, egemen sistemlerden de etkilendiği görülmektedir. Bu açıdan din olgusunu ele alırken özellikle üst tabakalara hizmet etmeyi esas alan yaklaşımların ciddi bir bicimde reformasyondan geçirilmesi ihtiyacı vardır. Bir taraftan toplumsal olan ve direnişi esas alan inançları korurken, egemen sistemlerden etkilenenlerin gözden geçirilmesi gerekmektedir. Günümüz koşullarında özellikle Almanya sahasında gerçekleşen Êzîdîliği özünden boşaltarak sisteme eklemleme politikaları ancak böyle boşa çıkarılabilinir. Eğer bundan fayda sağlayanların çıkarları göz önünde bulundurularak sistem olduğu gibi korunmaya çalışılırsa, bir kuşak sonra, yüzyıllardır dış egemenlerin yapamadığı asimile etme ve dağıtma politikaları kaçınılmaz bir biçimde sonuç verecektir. Kast sistemi, ilkel biçimde uygulanan çocukları evlendirme ile maddiyatı inanca karıştıran özellikler ilk elden geçirilmesi gereken hususlardır. Ne olursa olsun korunması gereken toplumsallık ile insana, doğaya ve çevreye kutsallık atfeden temel değerler ise esas alınmalıdır.