Tarihsel Tecrübeler Işığında Sistem Değişikliği – I

02-tarihsel-tecru%cc%88beler-is%cc%a7ig%cc%86inda-sistm-deg%cc%86is%cc%a7iklig%cc%86i

SÎDAR

“Tarih tekerrürden ibarettir” derler. Günümüz Türk Devleti’nin son yıllarda geldiği durum ile 19-20. yy’daki Osmanlı İmparatorluğu’nun durumu benzer özellikler taşımaktadır. Bu benzerlik özellikle de genel  siyasi  atmosferin içerideki yansımaları itibariyle üzerine tefekkür edilmesi gereken bir tarihsel süreç noktasında belirmektedir. Peki bu dönem nasıl bir yapıya sahiptir ve içerideki siyasi toplumsal etkileri nasıl olmuştur?

19. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu için iyiden iyiye güçten düşüldüğü ve bununla beraber karşılık kaçınılmaz sona doğru ilerlenmesinden kaynaklı olarak  bazı önlemlerin alındığı dönem olarak bilinir. Bu dönem içerde başlayan ulus menşeili ayaklanmalar (Bu dönemde Mir Mahmut, Mir Bedirxan, Şeyh Ubeydullah gibi Kürt liderlerin ve Taşnak, Hınçak gibi Ermeni devrimci hareketlerin organize ettikleri ayaklanmalar)  gerçekleşmiş bazıları ise kopuş ile (Sırplar, Yunanlar)  sonuçlanmıştır.

II. Abdülhamid Dönemi’nde halkın devletten duyduğu rahatsızlık doruk noktasına çıkmıştır. Abdülhamid’in paranoyak bir kişiliğe sahip olması, ağır bir İstibdad Dönemi’nin ortaya çıkmasını beraberinde getirmiştir. Bir yandan topluma ve her türlü muhalefete uygulanan baskı, diğer yandan Abdülhamid’in devlet arazilerini kendi zimmetine geçirmesine varan yolsuzluklar bu sistem karşıtı oluşumların temelini oluşturmuştur. Osmanlı İmparatorluğu derin kopuşlara gebedir; hali hazırda Balkanlarda bunun zemini oluşmuşken asıl dramatik olan Küçük Asya’da yaşanacaktır. 19. yüzyılın ortalarına doğru Kürt beylerinin sahip oldukları imtiyazları kaybetmemek için merkezileşmeye karşı başlattıkları ayaklanmalar zamanla milli bir zemine kaymış fakat bizzat Kürdistan’ın iç dinamiklerinin de yardımıyla bu ayaklanmalar bastırılmıştır. Devam eden süreç Kürtlerin büyük bir kısmının devletle yakınlaşmasıyla sonuçlanmıştır. Bu yakınlaşma Kürtlerin II. Abdülhamid’e Bavê Kurdan(Kürtlerin babası) ismini vermeleri boyutuna ulaşmış, buna mukabil devletle işbirliği yapan beylere verilen imtiyazlarla birlikte günümüzdeki koruculuğun temelleri sayılabilecek Hamidiye Alayları’nın kuruluşu gerçekleşmiştir. Hamidiye Alayları kendilerine verilen imtiyazlarla birlikte bilhassa Ermenilerle karşı karşıya gelmiş ve nihayetinde 1915’e kadar uzanan ve Tehcir Kanunu’nun çıkartılması sonucu Ermenilerin büyük oranda sürgüne tabi tutulmasıyla ortaya çıkan Ermeni Soykırımı’nda büyük bir rol oynamışlardır.

1887’de Marksist öğrenciler tarafından kurulan Sosyal Demokrat Hınçakyan Partisi, 1889’da reformist Türkler tarafından kurulan İttihat ve Terakki Cemiyeti(İTC) ve 1890’da kurulan Ermeni Devrimci Federasyonu Taşnaksutyun bu dönemin en belirgin aktörleri olmuşlardır. Gerek devletle, gerek yerel halkla gerekse de Hamidiye Alayları’yla karşı karşıya gelmeye başlayan Ermeniler Hınçak ve Taşnak saflarında örgütlenmelere başlamışlardır. İki partinin militanları da bu uygun zemini değerlendirmiş, Sason’da büyük bir hareketlenme yaratılmış fakat bu kalkışma büyük bir kırımla sonuçlanmıştır. Ordunun ve Kürt milislerin saldırılarıyla Ermenilerin başlattığı ayaklanma sert bir şekilde bastırılmış ve 100 bin civarı Ermeni kırıma maruz kalmıştır. Devamında 30 kadar militanın Osmanlı Bankası’na düzenlediği rehin eylemi Ermeni Meselesi’nin tüm dünyaya duyurulmasına sebep olacaktır. Osmanlı, bankadan sağ çıkan 17 militanı uluslararası güçlerin de arabuluculuğunda kabul etmek zorunda kaldı. Hınçak ve Taşnak partilerinin örgütlediği bu ayaklanmalar İstanbul’dan Karadeniz’e Kilikya’dan Kürdistan şehirlerine kadar geniş bir alana etki etmiştir. Trabzon’da bir Rus gemisinin Trabzon açıklarına demirlemesiyle son bulan çatışmalar yaşanmış yine İstanbul’da da büyük çatışmalarla sonuçlanan yürüyüşler gerçekleştirilmiştir. Ancak Ermeni güçlerin en büyük eylemi en tepedeki kişiye, yani II. Abdülhamid’e yöneliktir. Yıldız Sarayı’ndan Cuma Namazı için bir ordu eşliğinde çıkan padişahın arabasına bombalı saldırı düzenlenmiştir. Ancak paranoyak bir kişilik olan padişah bir anlık tereddütle bu saldırıdan yara almadan kurtulmuştur. Sonrasında yapılan operasyonlarda ise Ermeni örgütlerin Osmanlı Bankası’nı ve Galata Köprüsü’nü havaya uçurma planları ortaya çıkmıştır.

İlginç olan Ermenilerin bu eylemlerine İTC ve diğer “aydın” Türklerin de destek vermesidir. Misal II. Abdülhamid’e düzenlenen bombalı suikastin başarısız olması sonrasında ünlü şair Namık Kemal üzüntüsünü belirttiği bir şiir kaleme almıştır. Bu süreçte ilginç bir ittifak da belirmiştir. İTC ve Taşnak’ın ittifakı büyük bir toplantıyla resmileşmiştir. İmparatorluk içerisinde neredeyse tüm şehirlerde Ermeniler ayaklanırken kesin sonuç alıcı hamle ilginç şekilde egemen unsur olan Türklerin içinden gelmiştir. İTC içerisindeki subaylar Makedonya’da dağa çıkarak silahlı mücadele başlatmış, bu mücadele İstanbul’a kadar gelmiş ve padişahı teslim olmak zorunda bırakmıştır. Devamında II. Meşrutiyet Dönemi başlamış, Osmanlı’daki sistem değişikliğinin temelleri atılmıştır. I. Meşrutiyet’le ilan edilen fakat sonradan kapatılan ve İstibdad Dönemi’ni başlatan II. Abdülhamid, İTC’nin şartlarını kabul ederek meclisin tekrar açılmasını kabul etmek zorunda kalmıştır. İTC iktidarı ele geçirince gerçek yüzünü gösterecektir. Türkçü politikalar geliştirerek iktidarını güçlendirmek istemesi gibi. Yükselen Türkçülüğün karşısındaki engel doğal olarak yükselen Ermeni milliyetçiliği idi…

İTC-Taşnaksutyun İttifakı’nda temel bir ayrışma vardı. Taşnak ve diğer Ermeni örgütleri bağımsız Ermenistan için mücadele ederken İTC iktidarı değiştirip gücü ele almaya çalışmaktaydı. Dönemsel bir ittifak olarak ortaya çıkan bu durum dananın kuyruğunun kopma raddesine gelince bu ayrılık ortaya çıkmış ve İTC’nin İstibdad Dönemi başlamıştır. Hükümet düşürülmüş ve İTC idareyi tek başına ele almıştır. İlk işleri ise gayrimüslim tebaayı bulunduğu yerden sürüp mallarını Müslüman orta sınıfa vermek olur. İlk hamle 1913-1914 yıllarında Ege’de olmuştur. Rumlar katliamlarla sürgün edilmiş ve malları Müslümanlara verilmiştir. 1914’te I. Dünya Savaşı patlak verir ve Osmanlı da İttifak Devletleri’nden yana savaşa dahil olur. Ermenilerin hamisi olan Rusya karşısında savaşa girmek, Osmanlı’ya Ermenilerin üzerine kabus gibi çökme şansı vereceği gibi “Hasta Adam” olarak adlandırılan Osmanlı’yı intihar ettirip daha küçük yüzölçümüne sahip fakat İTC’nin Türkçülük ideolojisiyle yeniden dizayn etmesine uygun bir zeminde bir ulus devlet inşa etmesine olanak tanımıştır.

Halihazırda tüm dünya savaşa boğulmuştur. İTC bu ortamdan faydalanarak 1915 yılında Ermenilere yönelik bir Tehcir Kanunu çıkartır. Mallarına el konulur, Ermeniler Suriye’ye sürgün edilir. Birçok merkezden çıkarılan insanlar yollarda açlık, susuzluk ve Hamidiye Alayları’nın saldırılarıyla neticede en  iyimser tahminlerle milyona yakın Ermeni katledilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu tarafından yapılan nüfus sayımlarında imparatorluk topraklarında bulunan Ermenilerin sayısı 1.2 milyon civarıdır. Kırımın büyüklüğü bugünkü Ermeni nüfus ile karşılaştırıldığı takdirde bile ortaya çıkmaktadır. Gayrimüslim nüfusun el konulan mallarıyla dönüşecek sistemin kaynağı oluşturulur.  Savaştan sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulur, Ermeni mallarına çöken Türk aileler bu gün sistemin en güçlü ve zengin aileleri konumundadır. Rumların, Ermenilerin, Süryanilerin malları bir anlamda genç Türk Ulus Devleti’nin sermayesi halini alır. Kürdistan’da ise Hamidiye Alayları’na mensup aşiretlerin paylaştığı mülklerle güçlü bir feodal sınıf ortaya çıkmıştır. Her ne kadar cumhuriyetin kuruluşu esnasında otonomi vaadiyle desteği sağlanan ancak ardından Türklerden aldıkları sözler yerine getirilmeyen Kürtler büyük ayaklanmalar çıkartsalar da devlete bağlı aşiretler sayesinde bu ayaklanmalar yaygınlaşamamıştır.

***  Devam Edecek… ***

Tarihsel Tecrübeler Işığında Sistem Değişikliği – I

Kaynak:

Raymond Kevorkian – Ermeni Soykırımı

Oral Sander – Anka’nın Yükselişi ve Düşüşü

Arsen Avavgan/Gaidz F. Minassian – Ermeniler ve İttihat ve Terakki

Naci Kutlay – İttihat Terakki ve Kürtler